<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları Archives - A.Tuncay Özkan</title>
	<atom:link href="http://tuncayozkan.com/category/kose-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tuncayozkan.com/category/kose-yazilari/</link>
	<description>Resmi web sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Jul 2018 19:49:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.2</generator>

<image>
	<url>http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/cropped-logo-kirmizi-32x32.gif</url>
	<title>Köşe Yazıları Archives - A.Tuncay Özkan</title>
	<link>https://tuncayozkan.com/category/kose-yazilari/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>HABER ATLATMAYSA VERİLİR</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/haber-atlatmaysa-verilir/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/haber-atlatmaysa-verilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:17:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Milliyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1951</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/haber-atlatmaysa-verilir/">HABER ATLATMAYSA VERİLİR</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="et_pb_section et_pb_section_0 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_0">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_1_3 et_pb_column_0  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_0">
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img decoding="async" src="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv.jpg" alt="" title="" height="auto" width="auto" srcset="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv.jpg 400w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv-300x188.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" class="wp-image-824" /></span>
			</div>
			</div> <!-- .et_pb_column --><div class="et_pb_column et_pb_column_2_3 et_pb_column_1  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_0  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p>Anadolu Ajansı’nın Beyaz Enerji Operasyonu’yla ilgili mahkeme ifadelerini yayınlaması, medyada, &#8220;yargıdaki olayın haberi yapılır mı yapılmaz mı?&#8221; tartışması başlattı. İşte çeşitli görüşler&#8230; Anadolu Ajansı’nın, &#8220;Beyaz Enerji Operasyonu&#8221;yla ilgili mahkeme ifadelerini yayınlayarak hükümet ortaklarını kızdırmasının ardından medyada &#8220;yargıdaki bir olayın haber yapılıp yapılmaması&#8221; tartışmaya açıldı.</p>
<p>AA’nın haberi &#8220;atlatma haber&#8221; olarak mı yoksa başka bir düşünceye hizmet için mi verdiğinin üzerinde duran gazetecilerin görüşleri şöyle:</p>
<ul>
<li>Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi: Basın Yasası, bu gizliliği dikkate alarak hazırlık soruşturmasıyla ilgili belgelerin bilgilerin, mahkemede aleniyete kavuşmasından önce yayınlanmasını yasaklar. Ancak, Türkiye’yi yönetenler zaman zaman fevkalade ahlaksızca metodlar uygulayarak bu belgeleri, bilgileri el altından basına iletirler veya iletilmesini sağlarlar. Bu onların işlerine geldiği zaman yaptıkları, tekrar ediyorum, ahlaksızca bir uygulamadır. İşlerine gelmediği zaman hazırlık soruşturmasının gizliliğini ön plana çıkatıp, başkalarından davacı olmak bence aynı derecede ahlaka aykırı bi uygulamadır. Maksatlı bir şey var mı yok mu bilmiyorum ama böyle bir uygulama nedeniyle AA’nın üstüne gitmeyi dürüstlüğe aykırı sayıyorum. Haber atlatma haberdir.</li>
<li>Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Özkan: Ne gazeteler mahkeme salonları, ne de gazeteciler yargıç veya savcılardır. Gazetecinin kendini yargıç, savcı ya da mahkeme salonu yerine koyup bir şey yapması mümkün değil. AA’nın haberinde gördüğüm şey mahkemede hakimlik karşısında verilen ifadeler. Bu ifadeler verilmişse ve bu ifadelerde iddialar varsa bunu da savcılık açıklıyorsa elbetteki bu haber yapılmalıdır. Ancak bu ifadeler henüz soruşturulmakta olan doğruluğu saptanmamış ve bir siyası amaca yönelik kullanılabilecek ifadelerse ki artık bugün Beyaz Enerji Operasyonu yolsuzluk soruşturmasından başka boyutlara taşınmıştır. Burada beklenmesi gereken şey mahkemenin kararıdır. Önemli olan şey haberi önce vermektir ama doğru haberi vermektir. Eğer doğru değilse, bir başka amaca hizmet edecekse çok önemli bir tartışma yaşanır.</li>
<li>ATV Haber Dairesi Başkanı Ali Kırca: Hazırlık soruşturmasındaki bir ifade olduğu için kullanmadık. Bu bizim genel tavrımızın da bir sonucudur. Genelde özel durumlar olabilir, hazırlık soruşturması sırasındaki ifadelere fazlaca itibar etmiyoruz. Geçmişte kamuoyunda &#8220;Andıç&#8221; olarak bilinen ve Şemdin Sakık’ın meslektaşlarımızı suçlayan ifadelerini de yayınlamamıştık. Bu genel tavrımız bu konuda da geçerli ve devam ediyor.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>22/01/2001</p>
<p>Milliyet Haber</p>
<p>OKTAY EKŞİ</p>
<p>TUNCAY ÖZKAN</p>
<p>ALİ KIRCA</p></div>
			</div> <!-- .et_pb_text -->
			</div> <!-- .et_pb_column -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_row -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_section -->
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/haber-atlatmaysa-verilir/">HABER ATLATMAYSA VERİLİR</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/haber-atlatmaysa-verilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANNAN, PLANI&#8217;NI OKUMADI &#8211; 3</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/annan-planini-okumadi-3/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/annan-planini-okumadi-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:16:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1949</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/annan-planini-okumadi-3/">ANNAN, PLANI&#8217;NI OKUMADI &#8211; 3</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="et_pb_section et_pb_section_1 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_1">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_1_3 et_pb_column_2  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_1">
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img decoding="async" src="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/cbcvn.jpg" alt="" title="" height="auto" width="auto" srcset="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/cbcvn.jpg 494w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/cbcvn-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" class="wp-image-300" /></span>
			</div>
			</div> <!-- .et_pb_column --><div class="et_pb_column et_pb_column_2_3 et_pb_column_3  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_1  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p>KKTC Cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan&#8217;ın Kıbrıs ziyareti sırasında kendi adını taşıyan planla ilgili tartışma sırasında planı okumadığının ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>&#8216;Ancak ben Annan&#8217;a leke sürdürmem. Tanıdığım BM Genel sekreterleri arasında en vicdanlı, hakikaten insan, hakikaten büyük yürekli ve soğukkanlı mükemmel bir adamdır; Annan&#8217;a büyük saygım var.&#8217;  KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Akşam yazarlarının sorularını yanıtlarken, Annan Planı hakkında çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Denktaş, Annan Planı&#8217;na adını veren Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan&#8217;ın bu planı okumadığını, bunun da karşılıklı görüşmeleri sırasında ortaya çıktığını söyledi.  Ancak Denktaş, Kofi Annan&#8217;ın kişiliğine büyük saygı duyduğunu belirtmeyi de ihmal etmedi.</p>
<p><strong>İşte Denktaş&#8217;a sorular ve yanıtları:</strong></p>
<p><strong>Kıbrıs sorunu ilk kez bir seçim bağlamında dünya gündemine oturdu. Nedir bu seçimleri bu denli önemli kılan?</strong></p>
<p><strong>Rauf Denktaş:</strong> Avrupa Birliği üyeliği için Türkiye&#8217;nin önüne bedel olarak Kıbrıs konuyor. Türkiye&#8217;nin bu bedelini ödeyemeyeceğini bilmiyorlar.  Haksızlık yaptıklarının da farkında değiller. 1960 (Londra ve Zürih) anlaşmaları ile Akdeniz&#8217;de Türk-Yunan dengesi kurulmuştur. Zaman zaman Türk ve Yunan hükümetleri bu konuda girişim yaptığı halde, Türk basınında bazıları bunu da es geçiyor. Sanki Yunanlılar&#8217;ın Rumlar&#8217;a yardımcı olarak tek yanlı AB&#8217;ye götürmeleri doğalmış gibi davranıyorlar. AB de bu doğrultuda hem bize, hem de Türkiye&#8217;ye baskılarını yoğunlaştırıyorlar. Niçin nedir bunun hikmeti? Konu şu, AB otoritelerinin bir beyanatı var. &#8216;Kıbrıs, jeopolitik açıdan, stratejik açıdan bize lazımdır&#8217; diyorlar. Sana bu açılardan lazımsa, Türkiye&#8217;nin de tescil edilmiş hakkı var. Sen Türkiye&#8217;nin ihtiyacını gözardı ederek kendi stratejik hakkını elde etmek ister ve diğer tarafı mağlup etmeden sen istediğini yapamazsın demektir. Önce yapmaya çalıştılar, baktılar ki yapamıyorlar bizi yumuşatmaya çalıştılar. Bizim içimizde bizi yumuşatabilmek için bizim karşımızda olan muhalefeti yanlarına almaya çalıştılar. Bol bol da beslediler.</p>
<p><strong>Denktaş niçin uzlaşmaz? Ciddi bir iddia bu&#8230;</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Artık bu aşikardır. &#8216;İspat edemezsiniz ayıp olur&#8217; şeklinde bir şey değildir. Herkesin bildiği açık açık ortada bir şeydir. Ve bu arkadaşlar gözleri kararmış vaziyette, aylardır Annan Planı&#8217;nı yerli hukukçular, yurtdışından hukukçular, Türkiye&#8217;den hukukçular Amerika&#8217;dan, Avrupa&#8217;dan hukukçular, bunun Kıbrıs Türkleri için &#8216;intihar olacağını&#8217; söyledikleri halde hala &#8216;egemenlik var&#8217; diyebiliyorlar.</p>
<p><strong> Sayın Denktaş dışarıdan bakıldığında, şahsınıza yönelik olarak &#8216;Rauf Denktaş uzlaşmacı değildir, Kıbrıs çözümüne engeldir&#8217; bir suçlama var. Nediyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Denktaş</strong>: Bu soruyu sorduğunuz için özellikle teşekkür ederim. Kıbrıs konusunda özellikle akla gelen anlaşmalar var. 1975 Nüfus Mübadelesi Anlaşması,1977- 1979 İki Kesimlilik Anlaşması, 1984 &#8211; 85 Kipriyanu&#8217;nun kaçtığı anlaşmalar var. Bunlar sıradan böyle gider. Rum hükümeti bizimle görüşmeden kaçmıştır. Meşru Kıbrıs Hükümeti unvanını alıp kaçtıklarından</p>
<p>itibaren, onlar için Kıbrıs meselesi bitmiştir. Bizden istedikleri, onların resmi Kıbrıs hükümeti olduğunu kabul etmemiz, yıkmış oldukları cumhuriyetin yani devam etmekte olduğunu kabul etmemiz. Onların anayasaları çerçevelerinde bize verecekleri hakları kabul etmemizdi. Biz bunu kabul etmedik. Eşitliğimizde ısrar ettik. Kurucu ortak olduğumuzu hatırlatarak, Türkiye&#8217;nin garantörlüğünün devam edeceğinden bahsettik. Şimdi geriye baktığımda Allah büyükmüş de kabul etmediler diyorum. Eğer kabul etmiş olsaydık, bizden istediklerini de vermiş olsaydık. Yani statümüzde de ısrar etmiş olsaydık, bizi şimdiye kadar yok etmiş olacaklardı. Biz bunlarda ısrar ettik. İki taraf meseleyi halletmek istemiyorsa, taraflardan birisi &#8216;ben artık Kıbrıs meşru hükümetiyim. Bundan da vazgeçmem&#8217; diyorsa, ne yapsanız bir yere varamazsınız. Şimdi &#8216;Lahey&#8217;de Denktaş yine uzlaşmazlık yaptı oyunu bozdu&#8217; dediler. Ben Lahey&#8217;de herkesin önünde bu planı olduğu şekliyle eksikleriyle felsefesiyle, yarı halkımı göçmen yapmasıyla kabul etmeyeceğimi söyledim. Şimdi yine aynı şeyi söylüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Papadopulos? O da kabul etmiyor. &#8216;Verelim gitsin diyecek bir yüreğim yok&#8217; Aynı konuda Klerides&#8217;in sözleri de oldu.</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Klerides bunca sene beni masada tutmuş olan bir insandır. İsviçre&#8217;deki bir görüşmeden hemen sonra, bir gazeteci kendisine &#8216;sizi endişeli görüyorum. Taviz mi veriyorsunuz&#8217; diye soruyor. O da diyor ki; &#8216;biz taktik olarak oturuyoruz. Taktiğimiz de bir fedakarlık yapmaksızın, bir taviz de bulunmaksızın, karşı tarafı uzlaşmak göstermektir.&#8217; Basında çıktı bu. O da yetmedi, geçenlerde Klerides, aynı şeyleri burada tekrarladı. Biz dedi, hiçbir taviz vermedik. Amacımız karşı tarafı uzlaşmaz göstermekti dedi. Bunu başardık ve AB&#8217;ye girdik. Yani AB&#8217;yi kandırdığını söylüyor, dünyayı kandırdığını söylüyor. Sonuç olarak.. &#8216;Denktaş uzlaşmaz&#8217; ithamı, beni uzlaşır hale getirmek içindir. Yani, bütün dünya bana kötü bakıyor ya, &#8216;ben kötü adam değilim, iyi adamım, barışçı adamım; eee, ne yapalım? Verelim de gitsin&#8217; dememi bekliyorlar.</p>
<p><strong>Dünyanın olaya bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Ben soruyorum Amerikalılar&#8217;a, &#8216;siz bu Miloseviç denen adamı, mahkemelere verdiniz. Sürüklüyorsunuz. Miloseviç&#8217;in halkına yaptığının beş beterini, Makarios bize 11 yıl devamlı suretle yaptı, bizi yok etmek için Ada&#8217;dan. Makarios&#8217;u niye başımıza buyruk, Meşru Hükümet diye takdim ettiniz&#8217; diye soruyorum. O zaman ABD&#8217;liler namusluca bir cevap veriyorlar. Diyorlar ki, &#8216;Denktaş bey, o zaman soğuk savaş vardı. O zaman Makarios, SSCB&#8217;yi Kıbrıs&#8217;a getirmek tehdidiyle bizi tehdit ediyordu. Ve o yönde de adımlar atmaktaydı. Kıbrıs&#8217;ı Akdeniz&#8217;de bir Küba yapmasın diye mecburduk kendisini muhatap alalım. Ve Bu tehlikeyi önleyelim.&#8217; Ben de teşekkür ediyorum! Dünyanın barış ve istikrarı için fedakarlık yaptınız ve hapse atmanız gereken bir adamı meşru hükümet diye tuttunuz. Güzel, bunun yanlış olduğunu, bir hata olduğunu bir maksat için yapıldığını da biliyorsunuz. O maksat artık hasıl olmuştur. Artık böyle bir savaş, Küba olması tehlikesi kalkmıştır. Peki bize bu haksızlığı devam ettirmenin manası ne? Niye devam ettiriyorsunuz? &#8216;Tabi sizin haklarınızı da korumaya çalışıyoruz merak etmeyin&#8217; deniyor. Nasıl koruyorsunuz? Biz haklarımızın ne olduğunu bilmiyor muyuz? Biz haklarımızı korumasını bilmiyor muyuz? Biz haklarımızı can vererek, kan vererek hem biz hem Türkiye, bir devlet temelinde korumuş bulunuyoruz. Şimdi siz bu yapılmamış gibi sanki bu hataymış, yanlışmış gibi bundan vazgeçmemizi istiyorsunuz. Yani Makarios ile yaptığınız yanlışı, şimdi bize yapıyorsunuz. Bundan vazgeçin. Siz bizi tanıyamazsınız. Çünkü Yunan lobiniz var. Biliyoruz bunun sizin için ne demek olduğunu. Ama bizi tanımak isteyen devletlere &#8216;sakın tanımayın ha!&#8217; deme hakkınız da yok. Buna niye mani olmuyorsunuz. Bunu yapmayın diyoruz cebelleşmemiz bu.</p>
<p><strong>Diplomasi üslubu</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Diplomaside diyorlar bana &#8216;olmaz demeyeceksin, olabilir diyeceksin.&#8217; Olabilir dedik biz de; kaç sene masada dirsek çürüttük. Karşı tarafın yapmayacağını bile bile oynadık oyunu. Artık her şey ortaya çıkmış adam federasyon diyor ve beni biri 11, diğeri 5 yıl masada tutuyor. Klerides zaten federasyon istemem seninle konuşacak bir şeyim yok biz hala olabilir efendim diye masada oturuyoruz, olabilir diye dünyayı kandırıyoruz. Siz Rum&#8217;u bu çıkarttığınız yükseklikten indirmezseniz, ne yasal olarak, ne ahlaki olarak, Kıbrıs Türkleri&#8217;nin meşru bir hükümeti olduğunu söyleyemezseniz bu insanlara, ben de onların yerinde olsam meşru Kıbrıs Hükümeti olarak, bütün Ada&#8217;yı isterim ve istemeye de devam ederim.</p>
<p><strong>Zorluğunuz, Rum kesimindeki ses.</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Evet, onlar yumruk gibi..</p>
<p><strong>Sizin dışınızda pek ses çıkmayınca, bir ulusal duruş olmayınca galiba sıkıntı da biraz oradan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Sıkıntının birazı değil, tamamı buradan kaynaklanıyor. Çünkü bize bu planı kabul ettirmek isteyen ABD, Desoto, AB bunlardan istifade ediyor. Ve halkı öyle bir kandırıyorlar ki sormayınız gitsin. İnsanlara zengin olacağız, bize AB kapıları açılacak, iş bulacaksınız bilmem ne diye, yalanlar ile insanları götürüyorlar. Bir şey vardı. Adam flüt çalarak, bütün çocukları toplar götürür&#8230; Aynı hal. Birisi bir kaval çalıyor &#8216;Annan Kavalı&#8217;, peşinden gençleri alıp götürecek. Biz ve insanlar uyandıkça da hem AB, hem de ABD öfkeleniyor. Boy hedefi haline getirildik. &#8216;Bu adamdan kurtulun, Kıbrıs meselesi halledilecek.&#8217; Papadopulos diyor ki: Denktaş ile konuşmam! Seçimden sonra benimle konuşmak mecburiyetinde değil misin?</p>
<p><strong>Muhalefet partilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Halkımıza verdikleri mesaj, &#8216;milli davamızda direnmeyin, egemenliğimiz için uğraşmayın, egemenlik de ne&#8217; şeklinde. Mehmet Ali Talat, &#8216;Denktaş saçma sapan bir şey attı ortaya. Egemenlik de neymiş? Böyle şey istemeyeceğiz. Azınlığı kabul edin diyor&#8217; halkımıza. &#8216;Hükümet gayri meşru, Cumhurbaşkanı gayri meşru, Meclis gayri meşru&#8217; diyor. Televizyonda oluyor bu..</p>
<p><strong>Bir de tapu meseleleri var.</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Evet, ben her fırsatta halkıma mesajı veriyorum; &#8216;Tapunuz tapudur. Tazminat meselesi varsa, alacak meselesi varsa, hükümetler arasında halledilecektir. Kimse bundan şüphe etmesin&#8217; diye.. Vay efendim Türkiye&#8217;yi sen zarara sokuyorsun diyorlar. Tekrar diyorum Türkiye, 1963&#8217;ten 1974&#8217;e kadar Rum&#8217;un bize yaptıklarının tazminatını bizimle birlikte takip edecek, o da masaya getirecek o zaman siyasi açıdan bu meseleler çözülecek. Böyle teslimiyetçilikle, o da oldu da, aman bu da bitti&#8217; diye bir yere varılamaz.</p>
<p><strong>Adı &#8216;Annan&#8217; olan Plan&#8217;ı, Koffi Annan&#8217;ın okuduğundan emin misiniz?</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Hayır hiç okumadı!</p>
<p><strong>Nasıl emin olabiliyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Annan&#8217;a da leke sürdürmem. Ben Utandt&#8217;tan bu yana her BM Genel Sekreteri ile çalıştım. En vicdanlı, hakikaten insan, hakikaten büyük yürekli, ve soğukkanlı mükemmel bir adamdır; Annan&#8217;a büyük saygım var.Buraya geldiğinde kendisine Desoto&#8217;nun önünde bunu söyledim. &#8216;Bu plan sizin planınız değil. Adınızı verdiniz. Ama ben size bir şey söyleyeyim. Sizin planınız olsaydı. Benim halkımın yarısını göçmen yapan bir planı siz imzalamazdınız, kabul etmezdiniz&#8217; dedim. Derhal döndü Desoto&#8217;ya &#8216;böyle mi yaptık&#8217; kabilinden. Desoto, lafı geveledi. Annan, Desoto&#8217;ya &#8216;peki ne kadar göçmen olacak?&#8217; diye sordu. Desoto, &#8217;75 &#8211; 80 bin insan&#8217; dedi. Orada anladım ki, Annan, kendi adını taşıyan planı ne okumuştur, ne de bilir içeriğini. Bilse, gerçekten yapmazdı. Bu seçimde tarafsız kalamazdım</p>
<p><strong>Bir seçmen olarak 14 Aralık&#8217;ta oy atarken; neye göre, hangi fikre oy atacaksınız?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Denktaş:</strong> Muhalefet bunu, &#8216;Annan Planı ve Avrupa&#8217;ya Türkiye&#8217;siz AB&#8217;ye giriş için bir referandum&#8217; haline getirmiştir. Ve beni de sahaya çekmişlerdir. Meclisi kazandıklarında, görüşmecilikten beni de alacaklar Annan Planı&#8217;nı imzalayacaklar. Kayıtsız şartsız imzalanabilecek bir şeydir diye. Dolayısıyla beni de seçime sokmuş oldular. Yoksa normal bir seçim olsaydı. Benim hiç taraf tutmamam lazımdı. Ama normal bir seçim değil. Devlet bir şey burada. Ya var, ya yok devlet. Dolayısıyla ben devleti korumak yemini etmiş bir insanım Meclis&#8217;te. Devleti koruyacağım diye. Devleti alıp götüren bir anlaşmayı halkıma kabul ettirmek için bir savaş veriliyor. Bir hareket var. Onun için de ben tarafsız kalamam, kalamadım.Muhalefet Helenizm diyor. Dünya vatandaşlığı var. Ondan önce de bir megalomanlık var. &#8216;Biz Kıbrıslıyız&#8217; falan. Erzurumlular biz Erzurumluyuz der. O senin coğrafyan. Sen nesin, Türksün. Biz niçin 1960&#8217;da hem biz hem Yunanlılar milli bayraklarımızla olacak diye ısrar ettik. Çünkü o bayraklar için savaştık. Sen, göğsünü gere gere &#8216;Ne Mutlu Türküm&#8217; demiyorsan, sen nesin be kardeşim. &#8216;Kıbrıslı&#8217; diye bir millet yok. &#8216;Kıbrıslı Türküm&#8217; diyorsun, &#8216;Erzurumlu Türküm&#8217; dediğin gibi. Türkiye&#8217;den ayrı bir Türk yok. 1571&#8217;de gelenler var. Onun devamı var. 1974&#8217;te gelenler olmuştur. Yani bir kan devamıdır bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>10/12/2003</p>
<p>Akşam Söyleşi</p>
<p>RAUF DENKTAŞ</p>
<p>TUNCAY ÖZKAN</p>
<p>ŞAKİR SÜTER</p>
<p>AYDIN CANDABAKOĞLU</p>
<p>KERİM CAN KAMAL</p>
<p>&nbsp;</p></div>
			</div> <!-- .et_pb_text -->
			</div> <!-- .et_pb_column -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_row -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_section -->
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/annan-planini-okumadi-3/">ANNAN, PLANI&#8217;NI OKUMADI &#8211; 3</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/annan-planini-okumadi-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2B</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2b/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2b/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:14:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1947</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2b/">SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2B</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="et_pb_section et_pb_section_2 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_2">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_1_3 et_pb_column_4  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_2">
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img decoding="async" src="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/profil-03.jpg" alt="" title="" height="auto" width="auto" srcset="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/profil-03.jpg 960w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/profil-03-150x150.jpg 150w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/profil-03-300x300.jpg 300w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/06/profil-03-768x768.jpg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" class="wp-image-10" /></span>
			</div>
			</div> <!-- .et_pb_column --><div class="et_pb_column et_pb_column_2_3 et_pb_column_5  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_2  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p><strong>İçinde bulunduğumuz parlamento binası bir Rum&#8217;a aitmiş.</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Burası daha önceden bir sigara fabrikasıydı.</p>
<p><strong>Yani, size göre bu binayı da o şahsa vermek gerekecek?</strong></p>
<p>Hayır gerekecek demedim ben. Ben dedim ki Uluslar- arası Hukuk çerçevesinde olayı çözmek gerekecek. Şimdiye kadar uluslararası hukuk dahilinde çözmediğiniz için tazminatını ödemek zorunda kaldınız. Bu işin doğrusu. Uluslararası hukukun size tanıyacağı yöntem içerisindeki, AB&#8217;nin de Annan Planı&#8217;nın da, belli bir kriterleri var. Kıbrıs sorununu devekuşu gibi görmezden gelerek, herkesin unutabileceğini düşündük dediniz. 1974&#8217;ten 80&#8217;e kadar Türkiye bir ambargo yaşadı. Artı ayrıca 1980&#8217;e gelindiğinde Türkiye&#8217;de yani Kıbrıs müdahalesiyle hem Yunanistan&#8217;daki iktidar değişimi hem Rum tarafındaki iktidar değişikliği ve o süreç içerisinde uluslararası politikalarda Kıbrıs hem BM&#8217;nin hem dünyanın çok gündeminde oldu. <strong>Bu yaklaşımdan kastettiğiniz şey belirli çevrelerin görüşü mü yoksa böyle bir realite yok da, onu hatırlatmak için size söyledim. Kimsenin Kıbrıs&#8217;ı unuttuğu yok.</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Kıbrıs sorununun bütün mükellefiyetlerini ve zahmetlerini biz unutmadık. Türkiye de unutmadı. Türkiye bunun bedelini ödedi, biz de ödedik. Ancak biz sorununun çözümünü unuttuk.</p>
<p><strong>Sorunun çözümü sadece Türkler&#8217;e mi ait?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Sorunun çözümü tüm ilgili taraflara ait. Tarafların masanın etrafında oturup bunu çözmesi lazım.</p>
<p><strong>Kıbrıs Sorunu&#8217;nun çözümünü istemeyenler Kıbrıs&#8217;taki yöneticiler mi demek istiyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Aynen. İşin bu noktaya geleceğini zamanında göremeyenler.Yöneticiler Türkiye&#8217;nin geleceğinin AB&#8217;de olması gerektiğini bildiklerinden, şu anda sorunu onun için çözmek istiyorlar. Onun için ilk defa Türkiye Cumhuriyeti hükümeti &#8216;çözümsüzlük çözüm değildir&#8217; diyor Kıbrıs&#8217;ta.</p>
<p><strong>Peki Rumlar&#8217;ı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Rumlar&#8217;ın çok ciddi suçları, hataları var. Ama biz onları hiçbir zaman masada zorlamadık ki. Bizim onları zorlamamız gerekiyordu. Biz zorladığımız anda onların negatif ve kötü tarafları ortaya çıkacak. Geçen gün Klerides gayet açık söyledi &#8216;Ben günümü gün ettim. Denktaş&#8217;ı da suçlu gösterdim&#8217; dedi. Bu bir marifetti. Denktaş onu niye suçlu gösterememiş. Gösterememiş çünkü her sefer masadan kalkıp, çözümü istemediğini ifade etmiş.</p>
<p>Kıbrıs, en önemli sorun</p>
<p><strong>Sayın Mehmet Ali Talat, sizce niçin bu kadar ilgi var seçimlere?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat:</strong> Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Çünkü Türkiye 1970&#8217;lerde Kıbrıs&#8217;a, 1960 garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde, Londra ve Zürih anlaşmalarının verdiği yetkiyi ve onunla yapılan garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde müdahale etmiştir, uluslararası bir anlaşma çerçevesinde müdahale etmiştir. Türkiye Kıbrıs&#8217;ı fethetmek için yola çıkmadı ki? Nereden çıkıyor bütün bunlar? Türkiye Kıbrıs&#8217;ı fethetmek için yola çıksaydı, bu iş bittiydi zaten. Niye Kıbrıs sorunu var, niye tazminat ödüyor Türkiye? Bu uluslararası sorun bütün dünya ülkelerinin ilgilenmesi gereken bir sorun değil ama Birleşmiş Milletler&#8217;in, giderek şimdi Avrupa Birliği&#8217;nin, bölgedeki ülkelerin tümünün ilgisini çeken uluslararası bir sorundur.</li>
</ol>
<p><strong>Kıbrıs bir Türk toprağıdır diyen Oğuz Bey mi? Kıbrıs&#8217;ı zaten fethetmeye gerek yok, Kıbrıs&#8217;ta Türkler vardır. Türkler&#8217;in yaşadığı toprakları fethetmeye gerek var mı?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat:</strong> Çok güzel söylediniz işte. Türkler&#8217;in yaşadığı bu topraklarda bir uluslararası sorun var. Türkiye garanti ve ittifak anlaşmalarına dayalı olarak Ada&#8217;ya müdahale edip Kıbrıslı Türkler&#8217;i korudu. Dolayısıyla şimdi günün koşullarına uygun yeni bir statüyle Kıbrıs sorununu çözmesi gerekiyor. Bunu böyle nitelersek o zaman çözüm ararız. Türkiye&#8217;de bir anlayış var. &#8216;Kıbrıs gidiyor&#8217; deniliyor. Nereye gidiyor Kıbrıs? Kıbrıs elden gidiyor? Ne yani &#8216;verelim de kurtulalım&#8217; mı? Verin kurtulun diyen kim? Kıbrıs sorununu çözelim. Bu soruna nasıl yaklaşacağız? Önemli olan bu. Dünyanın da Türkiye&#8217;nin de ilgisi bundan dolayı buraya. Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a ilgisi birçok yönden geliyor. Birincisi burada Kıbrıslı Türkler&#8217;in yaşaması, Kıbrıslı Türkler&#8217;e karşı</li>
</ol>
<p>Türkiye&#8217;nin sorumluluğunun olması.</p>
<p><strong>Sizce bu gerekli bir sorumluluk mu şu anda? Buna gerek var mı? Avrupa Birliği&#8217;ne alınacak olan bir Kıbrıs&#8217;ta&#8230; Avrupa Birliği gibi bir barış adası içerisinde Türkiye&#8217;nin garantörlüğüne ne ihtiyaç duyuyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ali Talat:</strong> Tabii ki. Bir kere Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakması için psikolojik nedenlerle bile olsa buna ihtiyaç var. Psikolojik olarak Türkiye&#8217;nin garantörlüğünün Türkiye AB&#8217;ye girinceye kadar devam etmesi zaten Annan Planı&#8217;nda mevcut.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yükümlülükleri var</p>
<p><strong>Tarihsel geçmişten dolayı diyorsunuz?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat:</strong> Tabii&#8230; Daha yakın geçmiş. 1963-74 arası var, Kıbrıslı Türkler az çekmedi&#8230;Türkiye&#8217;nin buraya ilgisi nedendir, bunu iyi anlamak lazım. Birincisi Kıbrıslı Türkler&#8217;in buradaki varlığı ve bu nedenle de buradaki Kıbrıslı Türkler olmasaydı Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;ta varlığı söz konusu bile olamazdı. Burada Kıbrıslı Türkler&#8217;in varlığı nedeniyle garanti ve ittifak anlaşmaları yapıldı, ondan dolayı da Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a karşı yükümlülükleri vardı. Türkiye bu yükümlülükleri nedeniyle Kıbrıs&#8217;la ilgili. İkincisi Türkiye elbette uluslararası anlaşmaların dışında kendine yakınlığı, kendisine herhangi bir risk oluşturabileceği nedeniyle askeri bakımdan Kıbrıs&#8217;la ilgili. Ama askeri bakımdan Kıbrıs&#8217;la ilgili diyorum, hiçbir uluslararası anlaşmada Türkiye&#8217;ye yakın olan bir Ada olduğu için buraya yönelik hakkı vardır denmiyor. Türkiye&#8217;nin hakkı ya da ilgisi Kıbrıslı Türkler&#8217;in varlığından kaynaklanıyor. Türkiye&#8217;nin başka nedenlerle de Kıbrıs&#8217;a ilgisi var. Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği süreci yürümüyor. Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girebilmesi için Kıbrıs Sorunu&#8217;nun çözümlenmesi gerekiyor. Niye? Çünkü AB güvenlik toplumudur. Herhangi bir nedenle savaşa neden olabilecek bir sorun bir üyeyle birlikte itfal edilemez. Dolayısıyla bu tanımdan hareketle bile Kıbrıs Sorunu çözümlenmelidir. İkincisi Yunanistan Kıbrıs&#8217;la ilgilidir. Yunanistan halen AB üyesidir. Bu nedenle Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girerken Kıbrıs sorunu&#8217;nun çözümlenmesi gerekmektedir. Ve bu üçüncüsü olarak son yeni olayıdır. Kıbrıs AB&#8217;ye bütün Kıbrıs adına Rumlar&#8217;ın temsilciliğiyle girmiştir. O nedenle Türkiye AB&#8217;ye girerken sorun çözümlenmelidir. Demek ki Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a ilgisinin bir de bu boyutu vardır. Tabi AB, kendi üyesi bir Kıbrıs&#8217;ın kendisiyle ilişkili bir ülke Kıbrıs&#8217;ın çözümlenmesini istemektedir. Sorunların içinde Kıbrıs en önemlisi ve çözümü en zor olanıdır.</li>
</ol>
<p>&#8216;Rum bayrağı Ankara&#8217;ya dikilecek&#8217;</p>
<p><strong>Sayın Mustafa Akıncı, size göre KKTC seçimleri niçin bu kadar önem kazandı?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Akıncı</strong>: Bu ilgi doğal. Bu seçimler böyle her 5 yılda bir yapılan olağan milletvekili seçimleri değil. Bu seçimler daha ziyade referandum isteğini de içeren seçimlerdir. Sadece Kıbrıs Türkü ile sınırlı kalmayacak, Türk-Yunan ilişkisini etkileyecek. AB ilişkilerini de kapsayacak. Annan Planı şöyle iyi, şöyle kötü ben bunun üzerinde böyle çok fazla durmadım. Mayıs 2004 geldiği zaman Kıbrıs sorunu çözümsüz geçirilirse onlar AB üyesi olmuyor, tasdikleniyor. Zaten Kopenhag&#8217;da kriterlerini koydu. 16 Nisan&#8217;da da imzayı attı. Tasdiklenecek, bitecek. Ne demek peki bu? Rumlar&#8217;ın tek başına AB üyesi olması. Türkiye&#8217;nin bizimle yapamadığı Gümrük Birliği&#8217;ni Rumlar&#8217;la Mersin&#8217;den Limasol&#8217;a, Limasol&#8217;dan Mersin&#8217;e sıfır gümrüklü malların getmesi anlamına geliyor. Türkiye ürünlerini Rumlar&#8217;ın, barikatları geçerek Güney Kıbrıs&#8217;tan daha ucuza alması anlamına gelmektedir. Böyle bir dönemin başlaması demektir. İktidar partilerinden birisi televizyonlarda bir reklam yayınlıyor. Kıbrıs sorunu eğer Annan Planı çerçevesinde gerçekleştirilirse Güney Kıbrıs bayrağının dalgalanacağından bahsediyorlar. Ben de diyorum ki, eğer Kıbrıs sorunu çözümlenemezse, o bahsettikleri bayrak Ankara&#8217;da dalgalanacak?</p>
<p><strong>Neden böyle diyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Akıncı:</strong> Çünkü, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi Ankara&#8217;da Büyükelçilik açma hakkına kavuşuyor, reel bir devlet olarak. Bütün dünyaya bir mesaj yolladılar. Türkiye parasını vermek kaydıyla bize bir mesaj yolladı. Dedi ki, ben AB yolundan vazgeçecek değilim. Benim yolum budur. Bu yolda başımı da belaya sokmam arkadaş dedi. Ben şunu böyle değerlendiriyorum… KKTC Pasaportu sadece Türkiye&#8217;de tanınıyor. Başka bir ülkede değil. Bir seyahat aracı olarak düşünüldüğü için değil, bir Avrupalı gelecek için o pasaport edinilmelidir. Çünkü Kıbrıslı Türkler bireysel anlamda 1 Mayıs&#8217;tan sonra Avrupalı olacaklar. Bizim istediğimiz toplumsal anlamda Avrupalı olacaklar. Hiçbir tarihte, Annan Planı&#8217;ndan sonra bu meclise Rum bayrağı çekilecek değildir. Çünkü Annan Planı böyle bir şey öngörmüyor. Annan Planı&#8217;nda bir Kıbrıs Rum devleti, bir Kıbrıs Türk devleti olacak tamamı da eşit statüde olacak. Tamamen eşit siyasal haklarla; eşit yetkilerle, bizim kendi devletimiz, kendi bayrağımız, marşımız, polisimiz, mahkememiz, hükümetimiz, kendi anayasamız olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşin çözümü noktasındaki kanaatiniz?</strong></p>
<p><strong> Mustafa Akıncı:</strong> Ben diyorum ki 4 ay, sınırlı bir zaman dilimidir. 40 yılda çözülemeyen sorun 4 ayda çözülebilir mi? Evet çözülebilir. Siyasi irade varsa çözülebilir. Çözülmesi için de çok kapsamlı bir plan vardır. Bunun temel ilkelerine sadık kalmak kaydıyla oturulur, müzakere edilir, bitirilir.</p>
<p>YARIN: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ne diyor?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>09/12/2003</p>
<p>Akşam</p>
<p>Söyleşi</p>
<p>TUNCAY ÖZKAN</p>
<p>MEHMET ALİ TALAT</p>
<p>MUSTAFA AKINCI</p>
<p>ALİ EREL</p></div>
			</div> <!-- .et_pb_text -->
			</div> <!-- .et_pb_column -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_row -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_section -->
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2b/">SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2B</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2b/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:13:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1945</guid>

					<description><![CDATA[<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2/">SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="et_pb_section et_pb_section_3 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_3">
				<div class="et_pb_column et_pb_column_1_3 et_pb_column_6  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_image et_pb_image_3">
				
				
				<span class="et_pb_image_wrap "><img decoding="async" src="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv.jpg" alt="" title="" height="auto" width="auto" srcset="http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv.jpg 400w, http://tuncayozkan.com/wp-content/uploads/2018/07/dffdv-300x188.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" class="wp-image-824" /></span>
			</div>
			</div> <!-- .et_pb_column --><div class="et_pb_column et_pb_column_2_3 et_pb_column_7  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_3  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><p>Muhalefetin sol kanadı Annan Planı&#8217;nı &#8216;Kıbrıs sorununun ilacı gibi&#8217; görürken, sağ kanat &#8216;kabul edilmesi çok zor ama reddetmeden önce görüşülmesinde yarar var&#8217; diyor. Sol kanat Türkiye&#8217;ye karşı ölçülü bir tavırdayken, sağ kanat &#8216;Türkiye faktörünü&#8217; sık sık öne çıkarıp altını çiziyor. KKTC&#8217;de Ankara&#8217;ya yakınlık sonuçları çok etkiliyor.</p>
<p>KKTC&#8217;ye giden Akşam yazarları, hem iktidar hem muhalefet kanatları, hem de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşmüşlerdi. Dün, iktidar ortağı iki partinin liderlerinin görüşlerine yer vermiştik. Bugün da muhalefet partilerinin liderleri ile yapılan söyleyişiyi yayınlıyoruz. Muhalefet partileri sadece iktidar kanadına karşı değiller; kendi aralarında çok farklı görüşleri seslendiriyorlar. Muhalefetin sol kanadı Annan Planı&#8217;na sıcak bakarken, sağ kanatta yer alan muhalefet partileri Annan Planı&#8217;nda önemli tuzaklar bulunduğunu ve görüşüldükten sonra &#8216;reddedilmesi gerektiğini&#8217; savunuyorlar.</p>
<p>Muhalefet liderleri, şu isimlerden oluşuyordu:</p>
<p>Ertuğrul Hasipoğlu (Milliyetçi Barış Partisi), Ali Erel (Çözüm ve Avrupa</p>
<p>Birliği Partisi), Oğuz Kalelioğlu (Kıbrıs Adalet Partisi), Mehmet Ali</p>
<p>Talat (Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçler), Mustafa Akıncı</p>
<p>(Barış ve Demokrasi Partisi).</p>
<p>Annan Planı&#8217;nı ön şartsız görüşürüz</p>
<p><strong>KKTC&#8217;deki seçimlere olağanüstü bir ilgi var. Türkiye&#8217;nin var, AB&#8217;nin ve dünyanın yoğun ilgisi var. Bu seçimlerin önemi nedir?</strong></p>
<p><strong>Ertuğrul Hasipoğlu:</strong> Efendim, tespit ve teşhisi doğru koyalım. Elbette önemli olan bizim buradaki varlığımızdır, geleceğimizdir. Bizim ve Türkiye&#8217;nin çıkarları çok önemli. KKTC&#8217;de barış ve huzur isteniyorsa bu; yapay, zorlama yollarla elde edilemez, çatışmalar sürer. Bu nedenle hiç kimse, bu kazanın içine elini sokup, karıştırmasın. Bir zamanlar ABD&#8217;yi, AB&#8217;yi, emperyalist görenler, bugün AB ve Amerikan yanlısı kesildiler. (Sol partileri kastediyor) Buradaki varlığımız, geleceğimiz ve güvencemiz, bizim Milliyetçi Barış Partisi olarak asgari müştereğimiz bu. Barış ve huzuru içerecek her türlü çözüm önerisi, Annan Planı da dahil ama önşartsız, görüşmeye hazırız. Çünkü siz bir şeyi teslimiyetçi tavır içerisinde olduğu gibi kabul ederseniz de, reddederseniz de masanın dışındasınız! Zaten kabul etmişsiniz. Sizinle neyi görüşecek?</p>
<p><strong>Annan Planı görüşülmeli mi?</strong></p>
<p><strong>Ertuğrul Hasipoğlu:</strong> Annan Planı bu şekliyle kabul edilemez. Ancak önşartsız görüşülebilir. Evet, AB&#8217;ye girmek bir hedef, çok doğru bir hedef, çok da güzel düzgün bir hedef. Hepimiz istiyoruz bunu. Ama çok iyi değerlendirmek düşünmek lazım. Hiç kimsenin bizden sonraki gelecek insanların, gençlerin yaşamını ipotek altına alacak anlaşmaların altına imza atma yetkisi var olamaz. Ama biz şükrediyoruz anavatan Türkiye arkamızda. Beşinci imzada onun olacağına göre, benim o bakımdan hiçbir endişem yok.</p>
<p><strong>Rum&#8217;la yaşamayı Türk halkı istemiyor</strong></p>
<p><strong>Oğuz Bey, niye bu kadar çok ilgi var. Herkes niye burada elini tutma gereği hissediyor?</strong></p>
<p><strong>Oğuz Kalelioğlu:</strong> KKTC halkı, &#8216;Rum&#8217;u tanıyorum. Bana AB&#8217;yi, şunu bunu araya sokarak bunlarla bir arada beni yaşatmayın, ben kanla hududumu çizdim, toprağım bellidir, devletimi kurdum&#8217; diyor. Bundan ne için vazgeçsin. Dünyanın neresinde görülmüş. Slovak elçisi geliyor, bir arkadaşımıza &#8216;Birleşik Kıbrıs&#8217;tan yanayız&#8217; diyor. &#8216;Sayın büyükelçi sen Çekoslovakya&#8217;yı niçin böldün? Aynı ırk, dil kültür vardı da, şimdi ayrı din, ayrı ırk, ayrı kültür beni nasıl birleştirmeye çalışıyorsun?&#8217; diye sormak gerek o elçiye. Böyle afaki, başkalarının milli politikasına uyarak, buradaki meseleyi çözemeyiz. Buradaki Kıbrıs Türk halkı asla istemiyor Rum&#8217;la yaşamayı. Şimdi BM işlevini yapan Almanya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İngiltere, Fransa, Rusya&#8217;nın gözleri önünde Kandiya Kalesi&#8217;ne sıkıştırdıkları 22 bin Müslüman Türk&#8217;ü vahşice katledip Girit&#8217;te, Türklüğü yok etmişlerdir. işte onu yapan şimdi yanıbaşımızdaki bu Rumlar&#8217;dır. Bugün Annan Planı diye bir planla bizi sanki dostluk barış teraneleriyle bir araya getirmek isteyenlerdir. Diyorlar ki &#8216;Kuzey Kıbrıs işgal altındadır.&#8217; Ne hakla? Biz Rum&#8217;la yaşamak istemiyoruz. Evet AB standardına beni ulaştırın, ekonomik refahı getirin, ama kimsenin egemenliğine beni sokmayın ölürüm de girmeyiz diyoruz.</p>
<p>Bugün KKTC&#8217;de maalesef &#8216;Anavatanın ne yüzünü, ne parasını ne kendisini istemeyiz&#8217; diyerek, adeta düşman emellerine yağ çekici tarzda hedefler ileri sürenler var.</p>
<p><strong>Kalelioğlu:</strong> Türkiye&#8217;ye haksızlık ediliyor.</p>
<p><strong>Sahi, bunu söyleyenler var mı Ada&#8217;da?</strong></p>
<p><strong>Kalelioğlu:</strong> Maalesef var. Burada oturan arkadaşlarımız da bir zamanlar söylemişti ama şimdi vazgeçtiklerini memnuniyetle görüyorum, öyle olmalarını da temenni ediyorum tabi.</p>
<p>Sorunun çözümü sadece bize mi ait?</p>
<p><strong>Sayın Erel, KKTC seçimleri niçin bu kadar önem kazandı?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Diğer seçimlerimizden çok farklı bir seçim yaşadığımızı herkes biliyor. Bence bunun nedeni, yıllardır uyguladığımız ilhak politikasıdır. &#8216;Kıbrıs&#8217;ın kuzeyini Türkiye&#8217;ye bağlarız&#8217; politikası bu&#8230; 74&#8217;ten sonra devekuşu misali hepimiz başımızı kuma gömüp belki, dünya Kıbrıs sorununu unutur diye bekledik. AB genişleme süreci bundan 10 yıl önce başladığında, &#8216;AB, Kıbrıs&#8217;ı alamaz. 1960 antlaşmalarına aykırıdır, AB&#8217;nin genişleme sürecini de durdururuz&#8217; hesabı yaptık. Kuzey&#8217;de aldığımız topraklar bizimdir, istediğimize de tapusunda veririz, kullandırırız dedik. Kullandırdık da, verdik de. Ancak son taşındığımız nokta da, iki gün önce, Türkiye&#8217;nin Loizidu davasını ödemesiyle iki noktanın altını çizdik. Doğrusunu da yaptık. Uluslararası hukuk daiminde hareket ettik. Mal sahiplerinin bu toprakları kullanamamasından doğan zararlarını Türkiye Cumhuriyeti, kuzeydeki devlet tanınmadığı için ödüyor dedik.</p>
<p><strong>İçinde bulunduğumuz parlamento binası bir Rum&#8217;a aitmiş.</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Burası daha önceden bir sigara fabrikasıydı.</p>
<p><strong>Yani, size göre bu binayı da o şahsa vermek gerekecek?</strong></p>
<p>Hayır gerekecek demedim ben. Ben dedim ki Uluslar- arası Hukuk çerçevesinde olayı çözmek gerekecek. Şimdiye kadar uluslararası hukuk dahilinde çözmediğiniz için tazminatını ödemek zorunda kaldınız. Bu işin doğrusu. Uluslararası hukukun size tanıyacağı yöntem içerisindeki, AB&#8217;nin de Annan Planı&#8217;nın da, belli bir kriterleri var. Kıbrıs sorununu devekuşu gibi görmezden gelerek, herkesin unutabileceğini düşündük dediniz. 1974&#8217;ten 80&#8217;e kadar Türkiye bir ambargo yaşadı. Artı ayrıca 1980&#8217;e gelindiğinde Türkiye&#8217;de yani Kıbrıs müdahalesiyle hem Yunanistan&#8217;daki iktidar değişimi hem Rum tarafındaki iktidar değişikliği ve o süreç içerisinde uluslararası politikalarda Kıbrıs hem BM&#8217;nin hem dünyanın çok gündeminde oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu yaklaşımdan kastettiğiniz şey belirli çevrelerin görüşü mü yoksa böyle bir realite yok da, onu hatırlatmak için size söyledim. Kimsenin Kıbrıs&#8217;ı unuttuğu yok.</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Kıbrıs sorununun bütün mükellefiyetlerini ve zahmetlerini biz unutmadık. Türkiye de unutmadı. Türkiye bunun bedelini ödedi, biz de ödedik. Ancak biz sorununun çözümünü unuttuk.</p>
<p><strong>Sorunun çözümü sadece Türkler&#8217;e mi ait?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Sorunun çözümü tüm ilgili taraflara ait. Tarafların masanın etrafında oturup bunu çözmesi lazım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kıbrıs Sorunu&#8217;nun çözümünü istemeyenler Kıbrıs&#8217;taki yöneticiler mi demek istiyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Aynen. İşin bu noktaya geleceğini zamanında göremeyenler. Yöneticiler Türkiye&#8217;nin geleceğinin AB&#8217;de olması gerektiğini bildiklerinden, şu anda sorunu onun için çözmek istiyorlar. Onun için ilk defa Türkiye Cumhuriyeti hükümeti &#8216;çözümsüzlük çözüm değildir&#8217; diyor Kıbrıs&#8217;ta.</p>
<p><strong>Peki Rumlar&#8217;ı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Erel:</strong> Rumlar&#8217;ın çok ciddi suçları, hataları var. Ama biz onları hiçbir zaman masada zorlamadık ki. Bizim onları zorlamamız gerekiyordu. Biz zorladığımız anda onların negatif ve kötü tarafları ortaya çıkacak. Geçen gün Klerides gayet açık söyledi &#8216;Ben günümü gün ettim. Denktaş&#8217;ı da suçlu gösterdim&#8217; dedi. Bu bir marifetti. Denktaş onu niye suçlu gösterememiş. Gösterememiş çünkü her sefer masadan kalkıp, çözümü istemediğini ifade etmiş.</p>
<p>Kıbrıs, en önemli sorun</p>
<p><strong>Sayın Mehmet Ali Talat, sizce niçin bu kadar ilgi var seçimlere?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat:</strong> Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Çünkü Türkiye 1970&#8217;lerde Kıbrıs&#8217;a, 1960 garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde, Londra ve Zürih anlaşmalarının verdiği yetkiyi ve onunla yapılan garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde müdahale etmiştir, uluslararası bir anlaşma çerçevesinde müdahale etmiştir. Türkiye Kıbrıs&#8217;ı fethetmek için yola çıkmadı ki? Nereden çıkıyor bütün bunlar? Türkiye Kıbrıs&#8217;ı fethetmek için yola çıksaydı, bu iş bittiydi zaten. Niye Kıbrıs sorunu var, niye tazminat ödüyor Türkiye? Bu uluslararası sorun bütün dünya ülkelerinin ilgilenmesi gereken bir sorun değil ama Birleşmiş Milletler&#8217;in, giderek şimdi Avrupa Birliği&#8217;nin, bölgedeki ülkelerin tümünün ilgisini çeken uluslararası bir sorundur.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kıbrıs bir Türk toprağıdır diyen Oğuz Bey mi? Kıbrıs&#8217;ı zaten fethetmeye gerek yok, Kıbrıs&#8217;ta Türkler vardır. Türkler&#8217;in yaşadığı toprakları fethetmeye gerek var mı?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat:</strong> Çok güzel söylediniz işte. Türkler&#8217;in yaşadığı bu topraklarda bir uluslararası sorun var. Türkiye garanti ve ittifak anlaşmalarına dayalı olarak Ada&#8217;ya müdahale edip Kıbrıslı Türkler&#8217;i korudu. Dolayısıyla şimdi günün koşullarına uygun yeni bir statüyle Kıbrıs sorununu çözmesi gerekiyor. Bunu böyle nitelersek o zaman çözüm ararız. Türkiye&#8217;de bir anlayış var. &#8216;Kıbrıs gidiyor&#8217; deniliyor. Nereye gidiyor Kıbrıs? Kıbrıs elden gidiyor? Ne yani &#8216;verelim de kurtulalım&#8217; mı? Verin kurtulun diyen kim? Kıbrıs sorununu çözelim. Bu soruna nasıl yaklaşacağız? Önemli olan bu. Dünyanın da Türkiye&#8217;nin de ilgisi bundan dolayı buraya. Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a ilgisi birçok yönden geliyor. Birincisi burada Kıbrıslı Türkler&#8217;in yaşaması, Kıbrıslı Türkler&#8217;e karşı Türkiye&#8217;nin sorumluluğunun olması.</li>
</ol>
<p><strong>Sizce bu gerekli bir sorumluluk mu şu anda? Buna gerek var mı? Avrupa Birliği&#8217;ne alınacak olan bir Kıbrıs&#8217;ta&#8230; Avrupa Birliği gibi bir barış adası içerisinde Türkiye&#8217;nin garantörlüğüne ne ihtiyaç duyuyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>M.Ali Talat:</strong> Tabii ki. Bir kere Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakması için psikolojik nedenlerle bile olsa buna ihtiyaç var. Psikolojik olarak Türkiye&#8217;nin garantörlüğünün Türkiye AB&#8217;ye girinceye kadar devam etmesi zaten Annan Planı&#8217;nda mevcut.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yükümlülükleri var</p>
<p><strong>Tarihsel geçmişten dolayı diyorsunuz?</strong></p>
<ol>
<li><strong> Ali Talat: Tabii&#8230;</strong> Daha yakın geçmiş. 1963-74 arası var, Kıbrıslı Türkler az çekmedi&#8230; Türkiye&#8217;nin buraya ilgisi nedendir, bunu iyi anlamak lazım. Birincisi Kıbrıslı Türkler&#8217;in buradaki varlığı ve bu nedenle de buradaki Kıbrıslı Türkler olmasaydı Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;ta varlığı söz konusu bile olamazdı. Burada Kıbrıslı Türkler&#8217;in varlığı nedeniyle garanti ve ittifak anlaşmaları yapıldı, ondan dolayı da Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a karşı yükümlülükleri vardı. Türkiye bu yükümlülükleri nedeniyle Kıbrıs&#8217;la ilgili. İkincisi Türkiye elbette uluslararası anlaşmaların dışında kendine yakınlığı, kendisine herhangi bir risk oluşturabileceği nedeniyle askeri bakımdan Kıbrıs&#8217;la ilgili. Ama askeri bakımdan Kıbrıs&#8217;la ilgili diyorum, hiçbir uluslararası anlaşmada Türkiye&#8217;ye yakın olan bir Ada olduğu için buraya yönelik hakkı vardır denmiyor. Türkiye&#8217;nin hakkı ya da ilgisi Kıbrıslı Türkler&#8217;in varlığından kaynaklanıyor. Türkiye&#8217;nin başka nedenlerle de Kıbrıs&#8217;a ilgisi var. Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği süreci yürümüyor. Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girebilmesi için Kıbrıs Sorunu&#8217;nun çözümlenmesi gerekiyor. Niye? Çünkü AB güvenlik toplumudur. Herhangi bir nedenle savaşa neden olabilecek bir sorun bir üyeyle birlikte itfal edilemez. Dolayısıyla bu tanımdan hareketle bile Kıbrıs Sorunu çözümlenmelidir. İkincisi Yunanistan Kıbrıs&#8217;la ilgilidir. Yunanistan halen AB üyesidir. Bu nedenle Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye girerken Kıbrıs sorunu&#8217;nun çözümlenmesi gerekmektedir. Ve bu üçüncüsü olarak son yeni olayıdır. Kıbrıs AB&#8217;ye bütün Kıbrıs adına Rumlar&#8217;ın temsilciliğiyle girmiştir. O nedenle Türkiye AB&#8217;ye girerken sorun çözümlenmelidir. Demek ki Türkiye&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a ilgisinin bir de bu boyutu vardır. Tabi AB, kendi üyesi bir Kıbrıs&#8217;ın kendisiyle ilişkili bir ülke Kıbrıs&#8217;ın çözümlenmesini istemektedir. Sorunların içinde Kıbrıs en önemlisi ve çözümü en zor olanıdır.</li>
</ol>
<p>&#8216;Rum bayrağı Ankara&#8217;ya dikilecek&#8217;</p>
<p><strong>Sayın Mustafa Akıncı, size göre KKTC seçimleri niçin bu kadar önem kazandı?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Akıncı:</strong> Bu ilgi doğal. Bu seçimler böyle her 5 yılda bir yapılan olağan milletvekili seçimleri değil. Bu seçimler daha ziyade referandum isteğini de içeren seçimlerdir. Sadece Kıbrıs Türkü ile sınırlı kalmayacak, Türk-Yunan ilişkisini etkileyecek. AB ilişkilerini de kapsayacak. Annan Planı şöyle iyi, şöyle kötü ben bunun üzerinde böyle çok fazla durmadım. Mayıs 2004 geldiği zaman Kıbrıs sorunu çözümsüz geçirilirse onlar AB üyesi olmuyor, tasdikleniyor. Zaten Kopenhag&#8217;da kriterlerini koydu. 16 Nisan&#8217;da da imzayı attı. Tasdiklenecek, bitecek. Ne demek peki bu? Rumlar&#8217;ın tek başına AB üyesi olması. Türkiye&#8217;nin bizimle yapamadığı Gümrük Birliği&#8217;ni Rumlar&#8217;la Mersin&#8217;den Limasol&#8217;a, Limasol&#8217;dan Mersin&#8217;e sıfır gümrüklü malların getmesi anlamına geliyor. Türkiye ürünlerini Rumlar&#8217;ın, barikatları geçerek Güney Kıbrıs&#8217;tan daha ucuza alması anlamına gelmektedir. Böyle bir dönemin başlaması demektir. İktidar partilerinden birisi televizyonlarda bir reklam yayınlıyor. Kıbrıs sorunu eğer Annan Planı çerçevesinde gerçekleştirilirse Güney Kıbrıs bayrağının dalgalanacağından bahsediyorlar. Ben de diyorum ki, eğer Kıbrıs sorunu çözümlenemezse, o bahsettikleri bayrak Ankara&#8217;da dalgalanacak?</p>
<p><strong>Neden böyle diyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Akıncı:</strong> Çünkü, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi Ankara&#8217;da Büyükelçilik açma hakkına kavuşuyor, reel bir devlet olarak. Bütün dünyaya bir mesaj yolladılar. Türkiye parasını vermek kaydıyla bize bir mesaj yolladı. Dedi ki, ben AB yolundan vazgeçecek değilim. Benim yolum budur. Bu yolda başımı da belaya sokmam arkadaş dedi. Ben şunu böyle değerlendiriyorum&#8230; KKTC Pasaportu sadece Türkiye&#8217;de tanınıyor. Başka bir ülkede değil. Bir seyahat aracı olarak düşünüldüğü için değil, bir Avrupalı gelecek için o pasaport edinilmelidir. Çünkü Kıbrıslı Türkler bireysel anlamda 1 Mayıs&#8217;tan sonra Avrupalı olacaklar. Bizim istediğimiz toplumsal anlamda Avrupalı olacaklar. Hiçbir tarihte, Annan Planı&#8217;ndan sonra bu meclise Rum bayrağı çekilecek değildir. Çünkü Annan Planı böyle bir şey öngörmüyor. Annan Planı&#8217;nda bir Kıbrıs Rum devleti, bir Kıbrıs Türk devleti olacak tamamı da eşit statüde olacak. Tamamen eşit siyasal haklarla; eşit yetkilerle, bizim kendi devletimiz, kendi bayrağımız, marşımız, polisimiz, mahkememiz, hükümetimiz, kendi anayasamız olacaktır.</p>
<p><strong>İşin çözümü noktasındaki kanaatiniz?</strong></p>
<p><strong>Mustafa Akıncı</strong>: Ben diyorum ki 4 ay, sınırlı bir zaman dilimidir. 40 yılda çözülemeyen sorun 4 ayda çözülebilir mi? Evet çözülebilir. Siyasi irade varsa çözülebilir. Çözülmesi için de çok kapsamlı bir plan vardır.Bunun temel ilkelerine sadık kalmak kaydıyla oturulur, müzakere edilir, bitirilir.</p>
<p><strong>YARIN: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ne diyor?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>09/12/2003</p>
<p>Akşam</p>
<p>Söyleşi</p>
<p>TUNCAY ÖZKAN</p>
<p>MEHMET ALİ TALAT</p>
<p>ŞAKİR SÜTER</p>
<p>MUSTAFA AKINCI</p>
<p>ERTUĞRUL HASİPOĞLU</p>
<p>OĞUZ KALELİOĞLU</p>
<p>ALİ EREL</p>
<p>AYDIN CANDABAKOĞLU</p>
<p>KERİM CAN KAMAL</p></div>
			</div> <!-- .et_pb_text -->
			</div> <!-- .et_pb_column -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_row -->
				
				
			</div> <!-- .et_pb_section -->
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2/">SEÇİMLER &#8216;ANNAN PLANI&#8217;NIN REFERANDUMU&#8217; SAYILIYOR &#8211; 2</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/secimler-annan-planinin-referandumu-sayiliyor-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KKTC&#8217;NİN KADERİ GENÇLERİN ELİNDE &#8211; 1</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/kktcnin-kaderi-genclerin-elinde-1/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/kktcnin-kaderi-genclerin-elinde-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhalefetin 'gençlerin oyları bizimdir' iddiasına karşılık iktidar partileri UBP ve DP 'aldatılmamış gençler, hem bize hem devletlerine sahip çıkacaklardır' diyorlar '..Muhalefet, bizim sorumluluk duygusuyla siyasetin içine çekmediğimiz lise ve hatta ortaokullara girdi. Ama üniversite öğrencileri arasında iktidara destek verenler çoğunluktadır'</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/kktcnin-kaderi-genclerin-elinde-1/">KKTC&#8217;NİN KADERİ GENÇLERİN ELİNDE &#8211; 1</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>08/12/2003</p>
<p>Akşam Söyleşi</p>
<p>DERVİŞ EROĞLU</p>
<p>TUNCAY ÖZKAN</p>
<p>SERDAR DENKTAŞ</p>
<p>ŞAKİR SÜTER</p>
<p>AYDIN CANDABAKOĞLU</p>
<p>KERİM CAN KAMAL</p>
<p>Muhalefetin &#8216;gençlerin oyları bizimdir&#8217; iddiasına karşılık iktidar partileri UBP ve DP &#8216;aldatılmamış gençler, hem bize hem devletlerine sahip çıkacaklardır&#8217; diyorlar &#8216;..Muhalefet, bizim sorumluluk duygusuyla siyasetin içine çekmediğimiz lise ve hatta ortaokullara girdi. Ama üniversite öğrencileri arasında iktidara destek verenler çoğunluktadır&#8217;</p>
<p>AKŞAM Gazetesi yazarları, KKTC&#8217;deki seçim öncesi iktidar ve muhalefetin görüşlerini aldılar. Ulusal Birlik Partisi Lideri Derviş Eroğlu ve Demokrat Parti Lideri Serdar Denktaş, Kıbrıs&#8217;ta çözümden yana olduklarını ama bunun &#8216;teslimiyet&#8217; anlamına gelmemesi gerektiğini savundular. Her iki lider de, kapıların açılıp Rumlar&#8217;ın KKTC&#8217;ye girmesinden sonra ülkedeki gelişmişliği görüp çok şaşırdıklarını söylediler. Yaklaşık 140 bin seçmeni olan KKTC&#8217;de seçimlerin sonucunda çok önemli ağırlığa sahip olan genç seçmenin sayısı 70 bine dayanmış durumda. Bu nedenle KKTC&#8217;de partilerin gözdeleri gençler.  Bugün, iktidarı oluşturan iki partinin (UBP ve DP) genel başkanları, Başbakan Derviş Eroğlu ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş&#8217;ın görüşlerini ileteceğiz.</p>
<p>İşte Akşam yazarlarının soruları ve yanıtlar:</p>
<p><strong>Önce iktidar döneminizde neler yapabildiniz ve neleri yapamadınız?</strong></p>
<p><strong>Derviş EROĞLU:</strong> İktidar olmanın avantajları olduğu kadar dezavantajları da vardır. Özellikle sorunlu bir devrede hükümetteyseniz. O sorunları gidermek için aldığınız tedbirlere mutlaka tepkiler olur. Biz de sorunlu bir beş yıl geçirdik. Kuraklıktan doğan zararları gidermek için uğraşımız bankalar krizini yaratmıştır. Halk haklı olarak tepki gösterdi ama, o sorunu da geride bıraktık. Akabinde, bizim inisiyatifimiz dışında döviz kurlarının serbest bırakılması, hem devletin gelirlerini hem de vatandaşın cebindeki parayı otomatik olarak eksiltmiştir. Hükümetin kaçınılmaz olarak aldığı tasarruf tedbirleri, doğal bir sıkıntı yaratttı. Bu sorunlarla boğuştuk ve bunların halledilmesi yönünde aldığımız tedbirlerle 2002-2003&#8217;te ekonomimizde büyüme olmuştur. 2002&#8217;de yüzde 7, 2003&#8217;te ise yüzde 5.6&#8217;lık bir büyümeye ulaşıldı. Hatta bu sene fert başına milli gelirde de artış olmuş ve 5 bin 600 doların üzerine çıkmıştır.</p>
<p>30 BİN ÖĞRENCİ</p>
<p><strong>Seçimler arefesinde durum?</strong></p>
<p><strong>EROĞLU:</strong> İktidarsanız ve de iktidara yakın olma ihtimaliniz yüksekse vatandaşın var olan sempatisi devam eder ki, şu anki durum budur. Bu özellikle KKTC&#8217;de geçen süre içerisinde 5 yıllık sürede yasalar yaptık. Bankalar Yasası&#8217;nı Avrupa normlarına uygun hale getirdik. Bunun yanında Teşvik Yasası&#8217;nı çıkardık ve bu yasaya uygun teşviklendirme olayını gerçekleştirdik. Şu anda 17 büyük proje bu teşvik yasamızdan faydalanmış, teşviklerini almışlardır. Yatırım olmadan kalkınma olmaz. Ancak, Ada olmanın getirdiği çok sorun da var. 1985&#8217;te ilk defa başbakan olduğumda, hizmet sektörlerinin ekonominin itici gücüdür diye karar almıştım. O zaman Türkiye&#8217;de olduğu gibi turizme ve üniversitelere ağırlık verdim. Doğu Akdeniz Üniversitesi Yasası&#8217;nı 1985&#8217;te meclisten geçirirken şimdi muhalefette olan partiler oy bile vermediler. &#8216;Kıbrıs&#8217;ta üniversite mi olurmuş?&#8217; dedilerdi. Bugün 5 üniversite ve 30 bine yakın öğrencimiz var. Turizmde istediğimiz noktaya henüz gelemedik ama bayağı yol kat ettik.  2 bin yataktan 12 bin yatağa ulaştık, 20 bin yatak hedefimize bugün çok yakınız.</p>
<p>KAPILAR AÇILINCA</p>
<p><strong>23 Nisan&#8217;da Güney kapıları açıldıktan sonra neler oldu?</strong></p>
<p><strong>EROĞLU:</strong> Kapılar açıldığında geçen buraya gelen Rumlar, KKTC&#8217;deki güzel şeyleri açık ve net bir şekilde görmüş ve ifade etmişlerdi.</p>
<p><strong>Pekiyi, Serdar Bey siz, bu 5 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>S.DENKTAŞ (DP Lideri):</strong> Ben, bu 5 yılın son iki yılında hükümetteydim. 2 yıl önce hükümete geldiğimizde eksi büyümeyle karşı karşıyaydık. Her Allah&#8217;ın günü protestolar vardı. Biz hükümete geldikten sonra önce bu sorunlar ortadan kalktı. Son 2 yılın hükümetinin en büyük başarısı Türkiye hükümetleri ile Türkiye devleti ile uyum içerisinde çalışabilme başarısıdır. Ada üzerinde oluşan herhangi bir hükümet Türkiye hükümetleri ile didişip dalaşarak, kamuoyuna mesaj vermek için kavga eder görünmek, ülkeyi hiçbir yere vardırmamıştır.</p>
<p><strong>Bu Rumlar için kapıların açılması&#8230;</strong></p>
<p><strong>S.DENKTAŞ:</strong> Gelen Rumlar&#8217;a söylendiği gibi aç-susuz, fakirlik içinde yaşamadığımızı, köylerimize askerden izin alınarak girilir çıkılır iddialarının doğru olmadığını gördüler. Bu arada, Kıbrıs Türk halkı 1974&#8217;ten itibaren Türkiye&#8217;nin yardımlarıyla, geldiğimiz noktayı kanıksamıştı. &#8216;Rumlar&#8217;a rezil olacağız&#8217; düşüncesi vardı. Kıbrıs Türkü&#8217;nde rezil olmamayı görme bir özgüven kazandırdı. Ve şunu söyledi Kıbrıs Türkü; Şikayetçiyiz, sorunlarımız var dengesizlikler var ama iyi-kötü bir şeyler yapmışız 1974&#8217;ten itibaren. Özgüvenini yeniden kazandırdı Kıbrıs Türkü&#8217;ne.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu, son derece önemli bir gelişmedir. Olmazsa olmazlar Kıbrıs&#8217;ta gençler muhalefeti destekliyor iddiası var. Nedir bu konu?</strong></p>
<p><strong>EROĞLU:</strong> Bir kere Ulusal Birlik Partisi&#8217;nin de, Demokrat Parti&#8217;nin de gençlik kolları vardır. &#8216;Gençlerin büyük bir çoğunluğu muhalefeti destekliyor&#8217; sözleri gerçeğe aykırıdır. Boş ve asılsız vaatlerle, maalesef lise ve hatta ortaokullara bile girmişlerdir. Biz o alanı, sorumluluk duygumuzun gereği olarak boş bıraktığımız için o alandan kendilerine kaynak buldular. Ama bugün üniversitelerimizdeki gençlerimize sorduğunuz zaman KKTC&#8217;ye sahip çıkan, kendi devletine kendi bayrağına sahip çıkan Türkiye&#8217;yi kendine anavatan gören genç sayısı hızla artmaktadır. Bizim gençlerimiz bilinçli ve ne yaptığını bilen, başkalarının güdümüyle hareket etmeyip, devletine sahip çıkan, tek bayrak altında yaşamanın mutluluğunu bilen gençlerdir. Yani aldatılmış gençler değildir.</p>
<p>İMZA KOYARSAK HER ŞEYİ KAYBEDECEĞİZ</p>
<p><strong>Gençlere yönelik propaganda bir aldatmaca mıdır?</strong></p>
<p><strong>EROĞLU:</strong> Bence aldatmacadır. Çünkü, &#8216;AB&#8217;ye girdiğimiz azaman işsiz insan kalmayacak&#8217; diye bir vaat yalandır. Biz de Avrupa Birliği&#8217;ne girmek istiyoruz. Yaşayabilir bir anlaşma olduktan sonra AB&#8217;ye girmemiz lazım. Annan Belgesi&#8217;ne imza koyarak AB&#8217;ye girdiğimizde her şeyi kaybedeceğiz, halbuki biz kazanarak girmek istiyoruz. Vatandaş da Annan Belgesi ile neler kaybedeceğini anladığı için, muhalefete son zamanlarda &#8216;derhal imzalayalım&#8217; demekten vazgeçip &#8216;müzakere edelim&#8217; demeye başladılar! Bizim, olmazsa olmazlarımız vardır. İki devlet, iki halk vardır. Vatani gerçekler, coğrafi gerçekler vardır. 1974 öncesi yaşanan acılar vardır. Bunları yaşatmak istemeyiz hakımıza. Bugün, kurulan bir devlet vardır Türk&#8217;tür Müslüman&#8217;dır. Güneyde kurulan bir devlet vardır Rum&#8217;dur Hıristiyan&#8217;dır. Dolayısıyla iki bölgeli iki halklı yeni bir oluşum olacaksa Türkiye&#8217;nin garantörlüğü sulandırılmadan bu olumlu anlaşmayı yaptıktan sonra AB&#8217;ye girilecekse, biz varız.</p>
<p>Şener: Kıbrıs, AB&#8217;nin ön koşulu değildir</p>
<p>Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye üyeliği için Kıbrıs&#8217;ın bir ön koşul olmadığını söyledi. Şener, KKTC&#8217;ye seçim için kaynak aktarılmayacağını da açıkladı.  KKTC&#8217;ye giderken Esenboğa Havalimanı&#8217;nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Şener, Türkiye&#8217;nin AB&#8217;ye üyeliği için Kıbrıs&#8217;ın bir ön koşul olmadığını yineleyerek, şunları söyledi: &#8216;Eğer Kıbrıs sorunu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin AB&#8217;ye tam üyeliği için bir ön koşul olarak kabul edilecek olursa, bu takdirde aynı ön koşulun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için de geçerli olması, bunun bir ön koşul olması lazım.&#8217;  Kıbrıs sorununun tek taraflı bir sorun olmadığına işaret eden Abdüllatif Şener, sorunun çözümü için Türkiye&#8217;nin gayretlerinin yeterli olmadığını kaydederek karşı tarafın da iyi niyetli davranması gerektiğini söyledi. Bakan Şener, KKTC seçimlerine para yardımı yapılacağı yönündeki spekülasyonları yalanladı. Devlet Bakanı, ziyaretin, &#8216;seçimler öncesi KKTC&#8217;ye mali yardım olarak&#8217; algılandığına yönelik haberlerle ilgili olarak, &#8216;KKTC hükümetine seçimlerle özdeşleştirilebilecek spesifik herhangi bir kaynak aktarımı söz konusu değildir&#8217; dedi. Zaten iki ülke arasında ekonomik, mali işbirliği çerçevesinde yürütülen çalışmalar olduğunu hatırlatan Şener, bu çerçevede KKTC&#8217;de yatırım yapacaklara 160 milyon dolarlık bir destek sağlanacağını belirtti. KKTC ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması&#8217;nın yürürlükte olduğunu ifade eden Abdüllatif Şener, &#8216;Süreç devam ediyor. Ancak bu belli bir prosedürdür alt yapı çalışmaları zaman alıyor&#8217; diye konuştu. (ANKARA)</p>
<p>Ada&#8217;da çözüm istemeyen yok</p>
<p><strong>Siyasi bir sorun var. Ada üzerinde 45 bin Türk askeri bulunduğu müddetçe barış devam edecek Şu çözüm meselesine dönelim.</strong></p>
<p><strong>S.DENKTAŞ:</strong> Ada&#8217;da çözüm istemeyen yok. Bizler de istiyoruz, Papadopulos da istiyor. Peki nedir çözüm? Sadece bizim önermelerimiz yetmez. Karşı taraf, bizim ortaya koyduğumuz egemenliğe, iki kesimliliğe, Türkiye&#8217;nin fiili kanısına dayalı çözümü ortaya koyduğumuzda, &#8216;işte bunlar çözüm istemiyor&#8217; diye bizi işaret ediyor. Sorunumuz budur. Kendilerinin çözümünün ne olduğunu anlatmıyorlar. Kendilerinin çözümlerini anlatsalar vatandaş görecek ki, bunların yapmak istediği çözüm değil teslimiyettir.</p>
<p><strong>Ortak devlet konusuna nasıl bakıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>S.DENKTAŞ:</strong> &#8211; Yıllardan beri biz, kendi içimizde çözümsüzlüğün nedeni nedir diye aradık. Çözümsüzlük var hakikatten. Bir siyasi sorun var Ada üzerinde. O siyasi sorun hala kalkmış değil. Barış var. Ada üzerinde 45 bin Türk askeri bulunduğu müddetçe barış devam edecek. Ama dönelim biraz geriye. Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler, hayatın hiçbir evresinde ortak bir devlet kurmaya istekli olmamışlardır. Rum Enosisi, Türk de bunun karşılığında Taksimi savunmuştur. Ama 1960&#8217;lardaki dıştan gelen baskı ile bir devlet oluşturuldu. Ne kadar gidebildi 3 yıl. 3 yıldan bugüne hala biz bir kurucu ortaklık kurmaya çalışıyoruz. Şimdi aradan bu kadar zaman geçmiş Verheugen&#8217;in temsil ettiği AB politikası devreye girmiş. En güzel mazeret de Kıbrıs. Bunun stratejisti kim? Verheugen. Verheugen&#8217;in politikası iflas etti. Bizim muhalefetin, 3 ahbap çavuşun ortaya koyduğu politikalarla çözüm, teslimiyettir. Verheugen&#8217;in bu Ada&#8217;dan içeriye adım atmaması lazım. İnsan olarak da gelmemesi lazım. Böyle çirkin bir yaklaşım olamaz. Rum tarafına talimat verdim baskı yapın. Türk tarafını yıkmak için elimizden geleni yapmak lazım. Kimsin sen? Görünen bir şey var ki 14 Aralık Verheugen&#8217;in son kullanım tarihidir.</p>
<p>MUHALEFETİN GÜNAHI</p>
<p><strong>EROĞLU:</strong> Rum tarafının hatası büyük. Klerides, bir çözüm için değil, Türk tarafının uzlaşmaz göstermek için masada oturdu. Sadece 1975&#8217;te, nüfus mübadelesine imza koyan Sayın Denktaş ile Klerides&#8217;ti. İki bölgeli iki halklı o zaman kabul edilmişti. Ve ondan sonra da bir masaya imza koymamak için oturdu. Hiçbir önerimize evet demedi. Ve uzlaşmaz taraf bizi gösterdi. Başarılı oldu çünkü KKTC muhalefeti de Klerides&#8217;in politikasına uydu. Onlar da KKTC hükümetlerini suçlamaya devam etti. Annan Planı&#8217;nda ayrı oyun oynandı. Plan&#8217;a kamuoyu yoklamasında Rum&#8217;un yüzde 80&#8217;i karşı çıktı. Bu belgenin iyileştirilmesi lazım. Bizim muhalefetin suçu bana göre çok büyüktür burada. Devlet ilan ettik, devlete sahip çıkmadılar. Eğer KKTC&#8217;ye sahip çıkılsaydı bugün çok daha farklı bir konumda olacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>YARIN: Muhalefet parti liderleri ne diyor?</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/kktcnin-kaderi-genclerin-elinde-1/">KKTC&#8217;NİN KADERİ GENÇLERİN ELİNDE &#8211; 1</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/kktcnin-kaderi-genclerin-elinde-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 bin polislik bir liste</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/3-bin-polislik-bir-liste/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/3-bin-polislik-bir-liste/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:03:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radikal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1938</guid>

					<description><![CDATA[<p>01.02.2001 İçişleri Bakanı Tantan ve İstanbul Emniyet Müdürü Abanoz, tam 3 bin polisi il dışına yollamak için liste yaptı. Ama Vali Çakır, bu büyük operasyona, belki de geleceğiyle oynayarak, direndi Tuncay ÖZKAN Yolsuzluk bataklığı kurutulsun derken, yolsuzlukla mücadelenin kendisi büyük bir bataklık haline dönüşüyor, farkediyor musunuz? Birileri kafalarındaki garip bir planı yolsuzlukla mücadele perdesi altına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/3-bin-polislik-bir-liste/">3 bin polislik bir liste</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>01.02.2001</em><br />
İçişleri Bakanı Tantan ve İstanbul Emniyet Müdürü Abanoz, tam 3 bin polisi il dışına yollamak için liste yaptı. Ama Vali Çakır, bu büyük operasyona, belki de geleceğiyle oynayarak, direndi<br />
Tuncay ÖZKAN<br />
Yolsuzluk bataklığı kurutulsun derken, yolsuzlukla mücadelenin kendisi büyük bir bataklık haline dönüşüyor, farkediyor musunuz? Birileri kafalarındaki garip bir planı yolsuzlukla mücadele perdesi altına saklayarak gerçekleştirme yolunda büyük adımlar atıyor. Sistemli ve planlı bir şekilde davranıyorlar. Toplumun yolsuzlukla mücadele isteğini ve azmini kendi rüzgârları haline getirip, takıyenin yaldızlısını gerçekleştiriyorlar. Amaç Türkiye&#8217;de bambaşka bir düzen yaratmak. Şimdi attıkları eski temelleri sağlamlaştırıp, üstüne akılları sıra bina yapacaklar. Hepimiz körüz, bir onlar akıllı ya&#8230;<br />
Ankara&#8217;da polisin gerçekleştireceği operasyon, jandarmaca yapılıyor. Yapılsın. Hiçbir adli mekanizmada bulunmayan, hukuka sığmayan çabalarla olay siyasi noktalara çekiliyor. Çekilsin. Bu toz duman içinde birileri topluma sunduğu &#8216;Beyaz Enerji&#8217; adlı yolsuzluk sarmalını (ortaya çıkarılan rakamsal büyüklük 600 bin dolar civarında) temiz toplumun en önemli mücadelesi olarak gösteriyor. Göstersinler. Ve hemen ortadan çekildiler. Neden? Orasından burasından kırpılmış ifadeler, bilgi notları ve söylentiler ortalıkta. Her yeri bir sis perdesi sarıyor. Bunu yaratanlar ise suskun, bambaşka işlerle uğraşıyor.<br />
En büyük tasfiye<br />
İstanbul polisinde büyük bir tasfiye operasyonu yaşanıyor. Haberiniz var mı? İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz bir gecede 45 polis şefini (bütün çete ve temizlik operasyonlarını yapanlar) ve çoğunluğu çevik kuvvetten, çeşitli düzeylerdeki 3 bin polis memurunu görevden almaya kalktı. Hem de Enerji Bakanı Cumhur Ersümer&#8217;in adının olmadığı ama varmış gibi sunulduğu için &#8216;Ersümer fezlekesi&#8217; olarak anılan bilgi notunun yayımlandığı gün. Yani hepimiz cambaza bakmaktayken&#8230;<br />
Bir polis teşkilatında 3 bin kişiyi bir yerden bir yere bir gecede götürmek, görülmemiş bir olay. Eğer İstanbul Valisi Erol Çakır, siyasi istikrarsızlık, güvensizlik ve boşluk ortamında, küçük bir tereddüt geçirseydi, bugün İstanbul&#8217;da Emniyet hiçbir yerde örneği görülmemiş biçimde, bir görüşün emrine girecekti. Çakır, Kazım Abanoz&#8217;un kendisine, &#8216;yolsuzluk ve usulsüzlüğe bulaşan veya bulaşması muhtemel veya çetelerle ilişkisi bulunan veya bulunması muhtemel görevliler&#8217; ile ilgili il dışı tayin isteğini sunduğunda imzayı atmış olsa, sis ve duman içinde bazı şeyleri gerçekleştirmek isteyenler zafer sarhoşluğu yaşayacaktı. Çakır listeyi gördüğünde (kendisi yok böyle bir şey diyor ama biliyorum var), öğrendiğim kadarıyla, gidenlerin yerine kimlerin getirileceğini sormuş. Aldığı yanıt herkesin yerine adam bulunduğu şeklinde olmuş. Israr edip &#8220;Kışta kıyamette nasıl yapacaksınız?&#8221; deyince, &#8220;Bir-iki ay yeter&#8221; denilmiş. Uzunca süredir biliyorum ki polis okullarına yapılan atamalar bu operasyon içindi. Okullar &#8216;depo&#8217; olarak kullanılıyordu.<br />
İçişleri&#8217;ndeki &#8216;tercih&#8217; nedenleri<br />
Çakır imzayı atmış olsaydı, kendisine bağlı olarak çalışan ve 1997&#8217;den bu yana çetelere, teröre, yolsuzluklara karşı en etkin biçimde kullandığı, çok yakından tanıdığı kendi polis kadrosunu da, &#8216;rüşvetçi, çeteci, yolsuzluk yapanlar&#8217; olarak damgalayacaktı. Önüne konulan ve Tantan ile dostu, hemşehrisi Abanoz&#8217;un hazırladığı liste, yürürlükte olacaktı. Çakır geleceği gördü ve makamını tehlikeye sokarak imza atmadı. Bakarsınız sırf bu yüzden görevden alınır. Tantan&#8217;ın gücü yeterse&#8230;<br />
&#8220;Ben imzalamam, Ankara&#8217;dan bakanlık nokta tayini yapsın&#8221; diyen Çakır, Abanoz&#8217;u geri çevirdi. Abanoz ertesi gün doğru Ankara&#8217;ya gitti. Vali de geçen hafta Ankara&#8217;daydı. Bunu görüştü. Vali mutlu döndü. Ama bu mutluluğu ne kadar sürer bilemem.<br />
3 bin polisi bir gecede değiştirip, kimselere haber vermeden, izin almadan, yasalara uygunluğunu sorgulamadan yeni telefon dinleme teknik ve usullerini yürürlüğe koymak, sınırsız telefon dinleme yetkisi isteyerek, Cumhurbaşkanı&#8217;nın, &#8216;Fethullahçı&#8217; diyerek geri çevirdiği valilerin yerine aynı görüşte kişileri atamak için çaba göstermek, hep aynı planın parçası. Öyle ki bakanlıkta hemşehrilik; Sakaryalı, Hendekli olmak Gürcü kökenden gelmek çok önemli. Üst düzey atamalarda belli noktalarda muhafazakâr kadrolaşmayı sağlamlaştıracak adları göreve yeniden getirerek yapılmak istenen nedir?<br />
Amerika&#8217;ya sığınan ama Türkiye&#8217;de aranan Fethullah Gülen&#8217;i, orada devletin resmi korumasına korutmak ne demekse bunlar da o demek. Gülen&#8217;i koruyan polisi tepkiler üzerine aylar sonra geri çekip, İstanbul&#8217;da en yakın arkadaşınız olan, paraya para demeyen kulüp başkanına birkaç gün önceye kadar koruma yapmak ne demekse, o demektir.<br />
Tantan istiyor: MİT iç istihbaratı bıraksın&#8230; Ama kime? Emniyeti istihbarat ve teknik birimleri de dahil eline geçirmek için kıyasıya mücadele eden mafya ile Fethullahçılara mı bıraksın? Temiz toplum diye bağıran halka, oyalanması için verilen operasyonlar zaten yapılması zorunlu olanlardı. Bankalarla ilgili operasyonlar Bankalar Yeminli Murakıpları&#8217;nın isteği ve raporları ile hayali ihracat ile ilgili olanlar müfettişlerin ve denetçilerin raporları ile suçları sabit görülen ve yargıya intikali zorunlu olan dosyalardı. Gerçekleri daha ne kadar saklayacaklar&#8230; Yolsuzluk ekonomisi tanımı da bununla mücadelede Tantan&#8217;ın bakanlığından çok öncedir.<br />
&#8216;Dürüstlük&#8217; yeterli midir?<br />
Yolsuzluk ve çete mücadelesi Türkiye&#8217;de 1996&#8217;da başladı. Susurluk kazası olduğunda, bu mücadele toplumsal destekle birlikte doruğa ulaştı. O günden bu yana yapılanlar bir büyük temiz toplum kavgası idi. Bu kavga son dönemde gerçekleştirilen operasyonlar ve alınamayan siyasi kararlar yüzünden tıkandı. Tantan&#8217;ın rüşvete, hırsızlığa karşı olduğu kesin. Ama siyaseten kime karşı, kime değil bilen var mı? Tantan ANAP milletvekili ama ANAP&#8217;lı mı? Hükümette, hatta Hüsamettin Özkan&#8217;ın kadim dostu ama DSP&#8217;li mi? MHP&#8217;li olmadığını da Allah&#8217;tan biliyoruz. DYP&#8217;li de değil.<br />
Artık yapılanlar siyasi şov ve hesaplaşmaların kısır çekişmesinden başka şey değil. Temiz toplum mücadelesi parlamento, sivil demokratik kuruluşlar, hukuk ve mali uzmanlar devre dışı bırakılıp polis şovuna dönüştürüldüğü için büyük değişim gerçekleştirilememiştir. Ama Türk halkı neyi nasıl yapacağını öğrendi. Mutlaka başarılı olacaktır.<br />
Türkiye&#8217;de İstanbul&#8217;u ele geçirmek için çaba veren en önemli illegal güç merkezini Fethullahçılar ve mafya oluşturuyor. Gözümüzden kaçırılan operasyonların arkasında sakın onların ve destek aldıkları uluslararası odakların parmağı olmasın?<br />
Türkiye&#8217;yi yönetenler bilerek veya bilmeden bu güç merkezlerinin oyununa gelmesin? Sakın Gülen&#8217;in Türkiye&#8217;ye dönüşünü hızlandırıp, onu ulusal kahraman gibi karşılatmak isteyenlerin siyasi amaçlarına hizmet ediliyor olunmasın? Şimdi bunların yanıtlarını medyadaki destekçilerden alırız. Tantan&#8217;da bunlara bir mülakat patlatır, bulmaca gibi konuşur sonucu biz çıkarırız. Bakarsınız &#8216;Nüfus mu, nüfuz mu&#8217; casusu olduğu belli olmayan Türk casus tiplemelerine yeni örnekler katılır.<br />
Hayırlısı&#8230;<br />
Hukukla kavga, askerle kavga, siyasetle kavga&#8230; Kavga, kavga, kavga&#8230; Kavgadan sonuç bir gecede İstanbul Emniyeti&#8217;nde kimselere çaktırmadan 3 bin polisin görev yerini değiştirip, sicillerine yolsuzluk ve çete bağlantılı notu düşmekse ne âlâ&#8230; Ama kavga ve kaos ortamından başka sonuçlar elde edilmek istendiği kanısındayım&#8230; Kaos içinde Türkiye&#8217;de ne olup bittiğini çok az insanın fark ettiğini sanıyorum. Türkiye&#8217;deki olayları kesenizden, ikbal hislerinizden, koltuk ihtiraslarınızdan, para korkunuzdan kaynaklanan yorumlara tabi tutarsanız yanılırsınız. Fili tarife çalışan körün durumuna düşersiniz. Gözlerimizdeki bağı çözmenin zamanıdır.</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/3-bin-polislik-bir-liste/">3 bin polislik bir liste</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/3-bin-polislik-bir-liste/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haberleşme özgürlüğü</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/haberlesme-ozgurlugu/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/haberlesme-ozgurlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:02:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radikal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1934</guid>

					<description><![CDATA[<p>18.01.2001 Partisi liberalleşme mücadelesi verdiğini açıklarken İçişleri Bakanı, TBMM&#8217;den &#8216;sınırsız telefon dinleme&#8217; yetkisi istiyor. &#8216;Kocakulak&#8217;ın yarattığı hak ihlalleri ve felaketler ise saymakla bitmez Tuncay Özkan Türkiye&#8217;de yöneticilerin yurttaşa bakışında etkin olan kavramlar inançsızlık, güvensizlik ve sevgisizliktir. Çünkü halkı bilgisiz, ilgisiz ve değersiz bir kitle olarak görme anlayışı yaygındır. Osmanlı&#8217;dan gelen bu durum Cumhuriyet içinde değiştirilmeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/haberlesme-ozgurlugu/">Haberleşme özgürlüğü</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>18.01.2001</em><br />
Partisi liberalleşme mücadelesi verdiğini açıklarken İçişleri Bakanı, TBMM&#8217;den &#8216;sınırsız telefon dinleme&#8217; yetkisi istiyor. &#8216;Kocakulak&#8217;ın yarattığı hak ihlalleri ve felaketler ise saymakla bitmez<br />
Tuncay Özkan<br />
Türkiye&#8217;de yöneticilerin yurttaşa bakışında etkin olan kavramlar inançsızlık, güvensizlik ve sevgisizliktir. Çünkü halkı bilgisiz, ilgisiz ve değersiz bir kitle olarak görme anlayışı yaygındır. Osmanlı&#8217;dan gelen bu durum Cumhuriyet içinde değiştirilmeye çalışılmıştır. Ama nafile.<br />
Cumhuriyet yönetimi de ne yazık ki iç çatışmalarından kurtaramadığı topluma karşı, bilim ve bilgi ışığını yayamadığı, eğitim devrimlerini etkinleştiremediği için görevini tam olarak yerine getirememiştir.<br />
Bugün aynı nedenlerle eğitim ve bilim konusundaki etkisizlik, dağınıklık ve programsızlık halkı cahil ve yoksul bırakmaktadır. Ve Türkiye&#8217;de yoksulluğun keskin acısı cehaletin ağır baskısı altında giderek yayılıyor. Ama bu iki durum birbirine öylesine ağır baskılar yapıyor ki, buna bir de devletin polis gücü dahil olunca aslında bağırması gereken yurttaşlar kuzu, kuzu olması gereken devlet memurları kurt kesiliyor.<br />
Türkiye&#8217;de güvensizliğin en temel göstergelerinden biri, insan haklarına karşı duyulan nefrettir. Bizi yönetenlerin istisnaları hariç büyük kısmı, bu kavramdan nefret etmekteler. Çünkü bu kavrama inanmamaktalar. Onlar cahil ve yoksul bir kitle olarak gördükleri halkı sadece kontrol altında tutmak zorunda olduklarını biliyor. Ona eğitim veya bilim ışığını götürmek bir zorunluluk değil ama kontrol altında tutmak bir zorunluluk olmaktadır. Yönetimimizde etkin olan kontrol mekanizması hakkında en güzel örneklerden biri kanımca şudur:<br />
İzmir&#8217;de, Yunan işgaline karşı ilk direniş gösteren &#8216;çetelerden&#8217; birinin lideri olan Demirci Efe eski gelenek ve para kazanma yollarından en yaygını olan &#8216;haydutluk&#8217; mesleğini de icra etmeye devam eder. Yunan&#8217;a karşı koyduğu içinde korunmaktadır. Bunun üzerine Mustafa Kemal halktan kendisine ulaşan şikâyetleri değerlendirir ve Kazım Dirik&#8217;i efeyi uyarması için yollar. Efe, albay Dirik&#8217;in nasihatlerini dinledikten sonra der ki, &#8220;Bak paşam bu millet iki yolla yönetilir. Birincisi bilimdir, o da bizde yoktur. Millet anlamaz. İkincisi zordur. Millet zordan anlar. Ben de onu bilir, uygularım.&#8221; Zor, baskı, korkutma, sindirme, izleme, gözleme, dinleme bizde bilimin yerine konulan yönetim biçimidir. Artarak da devam etmektedir.<br />
Herkesi vesikaya bağlamak<br />
Bar, otel ve diskotek gibi yerlerde çalışmak durumunda olan kadınlarımızın fişlendiği, parmak izlerinin alındığı, zührevi hastalıklar hastanesine gönderildiği gerçeğini Hürriyet&#8217;ten Pınar Türenç gündeme getirmese fark etmeyecektik. Üstelik bunun yasal bir zorunluluk olduğunu, bu yasayla ilgili son düzenlemelerin de 2000 yılı içinde Meclis&#8217;ten geçirildiğini sonradan araştırıp öğrenmeyecektik. Şimdi değiştirmek isteyenler, yasayı bu hale sokanlar anlayacağınız. Suçlu da onlar. O yasayı uygulayan polisin hiç mi hiç kabahati yok?<br />
Herkesi vesikaya, fişe bağlayan; adımlarımızı kontrol eden bir devletimiz var. Ama bunları yurttaşına iyilik olsun diye yapmıyor. İzleyip, gözlemek, denetlemek, kontrol etmek için yapıyor. Bizde sistem böyle. Yasa eski denilerek yalan söyleniyor. Oysa o yasayı yapan kafa eski.<br />
Vatandaş ile yönetici arasındaki en önemli sorun, vatandaşın gündemi ve gerçekleriyle yöneticilerinkinin birbirinden taban tabana ayrı olması.<br />
Türkiye&#8217;yi hep bir savaş düzeninde, sıkıyönetim ve olağanüstü hal şartları altında idare etme geleneğine alışan yönetim, bunun getirdiği rahatlıktan yararlanmayı ihmal etmiyor. Vatandaş hep aynı psikoz içinde hesap sormuyor. Baskı altında. Mutlu olan yönetim. Çünkü o seçmece yapıp zengin yaratıyor. Sonra da o zenginle birlikte suskun kalan yurttaşın parasını, malını, canını hortumlamayı sürdürüp yaşamını dünya nimetlerinin zevki sefasında devam ettiriyor.<br />
Türkiye&#8217;de birey en değersiz varlık. Özel yaşam, bireyin korunması gibi konular ise uluorta çiğnenebilen haklar.<br />
Türkiye&#8217;de dinlenmeyen telefon yok gibi. Üstelik bu dinleme kapasiteleri konusunda memurlar, siyasetçilere de, hukukçulara da yalan söylemekten çekinmezler.<br />
Emniyet içinde her bir dairenin ayrı ayrı, MİT&#8217;te, askeri istihbarat birimlerinde, hatta terör örgütlerinde, illegal olarak çalışan dedektiflik bürolarında dinleme aletlerinin bini bir para. Vatandaş kurban.<br />
Herkesin özel yaşamına ilişkin tutanaklar, fişler, kasetler kasalarda saklanıyor. Günü geldiğinde kullanılacak.<br />
Bir ara Başbakanlık&#8217;ta MİT&#8217;in hazırladığı bir yasa teklifi vardı. Telefon dinlemelerinin bir merkezden yapılması ve kontrol alınmasına dair. O zamanlar bu dinleme olayı nedeniyle MİT&#8217;in başı epey ağrıyordu da&#8230; Ama sonra sorunlarını gidermiş olacaklar ki kimsenin çıtı çıkmıyor. Ama dinleme çalışmaları yasal olanı olmayanı ile sürüp gidiyor.<br />
Türkiye&#8217;de suç ve suçluyla mücadele edeceğiz diye herkesin özel yaşamı şantajlara malzeme olacak şekilde arşivleniyor, ticari sırlar satılıyor. Kimin umurunda&#8230;<br />
Mehmet Ağar&#8217;ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde, garip kararların altına attığı imzalarla tanınan eski savcı Ülkü Çoşkun&#8217;un oluruyla yürürlüğe koyduğu herkesi dinleme olanağı veren karar iptal edildi, ama uygulama devam etti. Santrallar harıl harıl vatandaş dinliyor. Bunun adı suç ve suçluyla mücadele. Bunun en güzel uygulama örneğini Türk Ticaret Bankası ile ilgili olaylar sırasında polis teşkilatı gösterdi. Yasadışı dinledikleriyle ilgili tutanakları ve kasetleri hükümete değil, muhalefete verdi. Bir kopyasını da mafyaya gönderdi. Açıklama kolay, &#8216;Alçak memur bunları yanında götürmüş&#8230;&#8217; Kimse o memur bunları nasıl dinlemiş, hani yargı kararı diye sormadı. Sonra ne o memur bulunabildi, ne de sistem değişti.<br />
En son bilgiler<br />
En son öğrendiklerim, özellikle polis teşkilatı içindeki tarikatlara ve irtica odaklı gelişimlerin istihbarat birimlerinin teknik, yani dinleme yapan ünitelerini hedeflediklerini, hatta yer yer buralarda etkinlik sağladıklarını gösteriyor. Akıllı adamlar. Baktılar ki neması en yüksek yer buralar, o zaman ele geçirmeyip de ne yapacaklardı yani&#8230; Yarın neler olacağı apaçık ortada. Tarikatlarımızın Amerika&#8217;da oturan şeyhleri özel dosyalarından yapacakları seçmelerle neler elde ederler neler.<br />
Burada kastım yatak odası, ev hali gibi özel yaşam bilgilerinin ötesindedir. Kurum ve ticari sırlardır. Zaten özel yaşamlar konusunda Türkiye&#8217;de kim neyi bilmiyor ki&#8230;<br />
Şimdi savunmayı duyar gibiyim, &#8220;Bir kaygınız mı var Tuncay bey&#8230;&#8221; Evet bir değil yüz kaygım var. Suç ve suçluyla mücadelenin insanların, kurumların haklarını yok ederek yapılaması dahil pek çok kaygım var. Devlet kendisini ele geçirmek isteyen irtica yuvalarına dinleme birimlerini teslim edip, ülkenin altını oyamaz. Türkiye&#8217;de mafya telefon dinlemelerini kullanarak hükümet devirdi. Ne çabuk unuttunuz. Mafya ile kol kola gezdiği, mafyaya babalık ettiği ortaya çıkan kamu idaresi bizi aptal mı sanıyor?<br />
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan yeni bir düzenleme ile sınırsız telefon dinleme hakkı getiren yasa yapmak için kolları sıvamış. Her sorunu çözdü, her yeri yeşile boyadı, bir telefon dinlemesi kalmıştı. Şimdi onu halletmek istiyor. Bunu Meclis&#8217;ten çıkarmanın en önemli ulusal sorun olduğunu savlıyor. Haydi canım oradan. Bu yasaların niye çıkarılmak istendiğini artık herkes biliyor. Öyle vatan, millet, Sakarya nutuklarına karnımız tok. Şimdi bile dinlemelerin ne kadarı yasal ne kadarı değil bilemiyoruz. Bir de sınırsız dinleme yetkisi istenmesi olacak şey mi? Meclis buna karşı direnmelidir. Tantan&#8217;ın bu kararına şimdilerde liberal çıkışlarla topluma seslenen partisi en başta karşı çıkmalıdır. Birey ve özgürlükleri konusunda esip gürleyen ANAP ve genel başkanı Mesut Yılmaz en başta buna karşı olmalıdır. İşte tam bu nokta samimiyet testinin başladığı yerdir.<br />
Tantan bu konuda yanına ordinaryüs, profesör, doktor, ünlü, hukukçu Sulhi Dönmezer&#8217;i de almalıdır. Belki de almıştır bile. Biliyorsunuz devletimiz bu ünlü ve etkin hukukçumuza sormadan yasa yapamaz. Gerçi sadece devlet değil Korkmaz Yiğit gibi banka hortumcuları da ona sormadan yasaları nasıl yorumlayacakları konusunda adım atmazlar. Parasıyla değil mi efendim&#8230;<br />
Vatandaşına güvenmeyen, bu kaba saba devlet idaresi formülü Cumhuriyet rejimi sayesinde üzerimizde bulunan, hukuk sayesinde koruma altında olan özgürlük elbisesini; deli gömleği haline getirmeye çabalıyor. Haberleşme özgürlüğünün ortadan kaldırılması bunun ilk adımıdır. Haberiniz ola&#8230;</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/haberlesme-ozgurlugu/">Haberleşme özgürlüğü</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/haberlesme-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Bir demeç&#8217;lik istikrar</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/bir-demeclik-istikrar/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/bir-demeclik-istikrar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radikal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1932</guid>

					<description><![CDATA[<p>11.01.2001 &#8216;Beyaz Enerji Operasyonu&#8217; bazı bürokratlar ve onlarla ilişki kuran işadamları arasındaki rüşvet ve yolsuzluk bağlarını ortaya çıkarmak için yapılmıştı; bir demeç, olayı siyasi krize dönüştürdü Tuncay ÖZKAN İran&#8217;da bir kral bundan tam iki bin yıl önce adalet dağıtmak için atadığı yargıcının rüşvet yediğini saptayınca, deliye dönmüş. Yargıcın derisini yüzdürmüş. Sonra rüşvetçi yargıcın derisiyle &#8216;adalet [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/bir-demeclik-istikrar/">&#8216;Bir demeç&#8217;lik istikrar</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>11.01.2001</em><br />
&#8216;Beyaz Enerji Operasyonu&#8217; bazı bürokratlar ve onlarla ilişki kuran işadamları arasındaki rüşvet ve yolsuzluk bağlarını ortaya çıkarmak için yapılmıştı; bir demeç, olayı siyasi krize dönüştürdü<br />
Tuncay ÖZKAN<br />
İran&#8217;da bir kral bundan tam iki bin yıl önce adalet dağıtmak için atadığı yargıcının rüşvet yediğini saptayınca, deliye dönmüş. Yargıcın derisini yüzdürmüş. Sonra rüşvetçi yargıcın derisiyle &#8216;adalet dağıtırken&#8217;<br />
oturduğu koltuğu kaplatmış. Rüşvetçi yargıcın oğlunu da getirip babasının derisiyle kaplanan koltuğa oturtmuş. Yargıçlık görevini de ona vermiş. Ama rüşveti durduramamıştır.<br />
Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt bakmış ki, kadılar rüşvet batağında; hepsini Bursa&#8217;da bir eve toplayıp yakılmalarını emretmiş. Güçlükle engelleyebilmişler. Sonu ne o, ne de ondan sonra gelenler engelleyememiştir. Osmanlı&#8217;yı rüşvet ve hukuksuzluk batırmış&#8230; Türkiye Cumhuriyeti hukuk devrimini yaparken, kuvvetler ayrılığı ilkesini hukukun üstünlüğü ile pekiştirmiş. Ama kanunlar uygulanırken, hukuk devleti olunması başarılamamıştır. Atatürk&#8217;e karşı girişilen İzmir suikastının dava tutanaklarını okuyun, 12 Eylül sonrasındaki yargılamalara bakın&#8230;<br />
Yolsuz, yollu, yolluk&#8230;<br />
Sorunun feodal ve oligarşik ilişkiler yumağından kaynaklandığını, sistemsizlik gibi gözüken şeyin aslında bir sistem, düzen olduğunu göreceksiniz. Yağmaya dayanan, halktan çalan bir düzen.<br />
&#8216;Yolsuz&#8217; diye Anadolu&#8217;da fakir, fukara aç insana söylenir. &#8216;Yollu&#8217; diye kolayca elde edilen kadına. Yolsuzluk sözlüklere göre, &#8216;Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma&#8217; durumu. Yolluk ise &#8216;yol masrafı veya harcırah&#8217;ın karşılığı. &#8216;Yolunu bulmak&#8217; ise, köşe dönmek, parayı kapmak anlamında kullanılıyor.<br />
Şimdi &#8216;Beyaz Enerji Operasyonu&#8217;na baktığımızda yukardaki tanımlamaların hepsini birden görmek veya hiçbirini görememek de mümkün. Hepsini birden görebilirdik ama soruşturma artık nereye ulaşırsa ulaşsın siyasetin karanlık şalıyla örtüldü. Çünkü hukuk yerine kendilerini koyanlar savcı iddianamesini hazırlamadan, yargıç karar vermeden hüküm kestiler: &#8216;O bakanın üstü çizile&#8230;&#8217;<br />
Varsayılan enerji krizi<br />
Türkiye uzunca bir zamandır enerji sektöründe yaşandığı varsayılan yolsuzluk iddialarını konuşuyordu. Ama bunda elindeki sıvılaştırılmış doğalgazdan, diğer yakıtlara kadar pek çok enerji ürününü Türkiye&#8217;ye yüksek ücretten satmak isteyen uluslararası tekellerin büyük payı vardı. Rusya&#8217;dan Mavi Akım Projesi&#8217;yle doğalgaz gelmesin, İran&#8217;dan doğalgaz alınmasın, Türkmenistan&#8217;dan doğalgaz sıkıntılı olur, Bakü-Ceyhan hattı yapılmasın. Ne olsun? Stoklarında enerjiyi depolayan uluslararası karteller gelsin Türkiye&#8217;ye istediklerini yaptırsınlar. Hatta nükleer enerji kazığı konusunda yapılmadık ne kaldı ki Ankara&#8217;da? Ama bugünkü operasyon nedense bu büyüklükteki stratejik karar veya kararsızlıklar üzerinde değil de, havanda su dövme geleneğinin bir uzantısı olan müteahhitlik hizmetleri konusunda sürdürülüyor.<br />
Rüşvet ve yolsuzluk iki tarafı da olan bir bıçaktır. Alan ile veren taraf arasında çok da fark yoktur. Ama veren taraflar uluslararası güç tekelleri olunca iş değişiyor. Yani Amerikan, Alman, Fransız, Kanada, İngiliz firmaları Türkiye&#8217;de at koşturmak için memur avına çıktıklarında, politikacı tavladıklarında susup oturan sistem; üç, beş tane küçük bürokratı yolunu bulmaya kalkınca bağırmaya başlıyor. O zaman da tıpkı bugünkü gibi işin ne aslı kalıyor ne de astarı. Doğruları kaybediyoruz. Bağırılması gerektiği zaman, yabancı sermayenin devlet memurunun kolunu bükmek için adım attığı andır. Güçlü devlet o zaman kendini gösterir. Küçük işlerse müfettiş soruşturmalarında zaten ortaya çıkıyor.<br />
&#8216;Beyaz Enerji&#8217; adı verilen operasyon bazı bürokratlar ile onlarla ilişkide olduğu savlanan işadamları arasındaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını ortaya çıkarmak için yapılmıştı. Şimdi olay bir siyasi krize dönüştü. Türkiye&#8217;de zorlukla sağlanan en önemli istikrar unsuru; asker-sivil mutabakatı ortadan kaldırıldı. Bütün bunları yapmaya bir operasyon ve bir demeç yetti.<br />
Şimdi bunun nasıl olabildiğini oturup araştırmak bence bu operasyondan daha da önemli. Beyaz Enerji Operasyonu ile ilgili olarak benim haber kaynaklarım gözaltında bulunan bir zanlının evinde ele geçirilen 345 bin dolar paranın dışında, somut bir bulgunun oluşmadığını dile getiriyorlar. Ama gözaltı süresi cumartesi günü sona ereceği için yeni nelere ulaşılabilir, bekleyip görmek gerek. Herkesin birileri hakkında rüşvet ve yolsuzluk konusunda zannı bulunabilir.<br />
Aslolan hukuka uygun delildir<br />
Burada önemli olan zanlar değil, hukuken geçerli olan delillerdir. Türkiye ne yazık ki çok doğru olan olaylarda bile delillendirme konusunda başarılı olamamıştır. Çünkü olaylara sadece polisiye mantıkla bakılmakta ve yaratılan sansasyon gerçeğin yerine konulmaktadır. Oysa gerçek başka bir kavramdır.<br />
Ben Türkiye&#8217;de yolsuzluk ve rüşvetle mücadelenin polisiye tedbirlerle olmayacağını yazıp duruyorum. Ama nafile. Birileri bundan alınmış olsa gerek şimdi operasyonları jandarmaya yaptırıyorlar&#8230; Oysa bu operasyonları maliyeciler ile savcılara yaptırmaları lazım. Ve bulguların hukuki olmasına özen göstermek şart. Bu operasyonda da, sadece jandarmanın görev yaptığını öğrendim. Yani teknik yardım dışında polis ortada yok. Oysa bu konularda uzmanlaşan polis birimleri var. Onlar neden uzak tutuldu da sadece jandarma olaya dahil edildi, ben de sayın Başbakan gibi pek anlayabilmiş değilim&#8230;<br />
İşin özü ne?<br />
Şimdi bazıları diyecek ki &#8216;jandarma veya polis ne fark eder, hırsızlık ortaya çıksın yeter.&#8217; Ama böyle olmuyor işte. Belge toplamak, onları değerlendirmek, zanlıyı sorgulamak, hukuku uygulamak, hukuk adamına ve uzmana saygı göstermek, sanık haklarını koruyarak delil toplamak çağdaşlığın ve uygar toplum olmanın göstergeleri. Biz bu noktalarda çok, hem de çok geri olduğumuz için polis önce, itiraflar sonra, deliller ise yıllarca süren mahkemeler aşamasında ortaya çıkabiliyor. İtirazlarım bu noktalarda.<br />
Bir de işin özü var. Siz de sıkılmadınız mı Allah aşkına bunca hırsız polis kovalamacasından. İşin özünü bir kenara bırakıp, insan avlamaktan ne zaman vazgeçeceğiz. Yani diyorum ki yasa yapmak lazım yasa. Kurum<br />
oluşturmak lazım kurum. Yasa yapıp rüşvet vermek isteyeni, daha ülkeye girerken yakalayacaksınız. Ahlakınızı, insanınızı, emeğinizi, değerlerinizi yağmalatmayacaksınız. Tilki kümese giremeyecek. Girerse çabuk yakalanacak. Hesap verecek, ceza görecek. Yardımcısı da, yatakçısı da ceza görecek. Şimdi bunların hiçbirini yapmadan, hâlâ devlet soymanın mübah olduğu bir sistem ve yasal düzenlemeler içinde bunca çabaya yazık etmiyor muyuz? Türkiye sistemsizlik gibi görünen bir sistem içinde soyuluyor. Bunu görüp dur diyecek yasaları yapmayanlar, parlamentoyu temiz toplum mücadelesine katmayanlar, kurumları geliştirmeyenler, kuralları koymayanlar yenileceklerdir. Önce yasaları yapmak gerek. Yoksa hortumcu değişir hortum hep devletin kesesinde kalmaya devam eder.<br />
Türk, Temizel ve Tantan<br />
Şimdi, eleştirilecek yanlarına karşın, canlarıyla, başlarıyla ülkede temiz toplum mücadelesi veren Hikmet Sami Türk, Zekeriya Temizel ve Sadettin Tantan için çete benzetmesi yapan eski dönem mebuslarından Yaşar Topçu var. Diyor ki, &#8220;Cavit Çağlar arkadaşımdır. Ona yapılan haksızlıktır.&#8221; Hukukçu da<br />
olan Topçu demek istiyor ki&#8221; Arkadaşıma karşı adil olun, başkalarına yasaları uygularsınız&#8221;. Sevsinler sizin hukuk anlayışınızı. Hukukun üstünlüğü fikrinizi. Böyle giderse hırsızlar demokrasisi, katiller düzeni sürüp gidecek. Bu tekere çomak sokmak ancak yasalarla, kurumlarla ve hukukla gerçekleşir. Nutukla değil. Polis copuyla değil. Jandarma dipçiğiyle değil. Yolsuzluk soruşturmalarından siyasi rant çıkarma isteğiyle değil.<br />
Şimdi o eski türkü dudaklarımda: &#8220;Bu düzen böyle mi gidecek, pireler filleri yutacak&#8230; Karışık bir iş vesselam, deli dolu yazar kalem, yazdığı da ne? Bir sürü ipe sapa gelmez kelam&#8230; Ekonomi tıkırında&#8230; Ekonomi tıkırında&#8230;&#8221;</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/bir-demeclik-istikrar/">&#8216;Bir demeç&#8217;lik istikrar</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/bir-demeclik-istikrar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teröre karşı ekonomi</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/terore-karsi-ekonomi/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/terore-karsi-ekonomi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:01:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radikal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1930</guid>

					<description><![CDATA[<p>04.01.2001 Terör örgütleri artık kendilerini canlı bomba haline dönüştüren çaresizlikteki insanlarla eylem yapıyor. Bu tür olaylar artabilir. Terörle mücadelenin en önemli boyutu &#8216;ekonomi&#8217; olmalıdır Tuncay ÖZKAN Terör nereden, ne için, nasıl, kimden ve kime dönük olarak gelirse gelsin karşıyım. Kan ve gözyaşıyla insanlığı bir yere götürmenin mümkün olmadığı açıktır. Türkiye terör denilen belayla yüzyıldır uğraşıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/terore-karsi-ekonomi/">Teröre karşı ekonomi</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>04.01.2001</em><br />
Terör örgütleri artık kendilerini canlı bomba haline dönüştüren çaresizlikteki insanlarla eylem yapıyor. Bu tür olaylar artabilir. Terörle mücadelenin en önemli boyutu &#8216;ekonomi&#8217; olmalıdır<br />
Tuncay ÖZKAN<br />
Terör nereden, ne için, nasıl, kimden ve kime dönük olarak gelirse gelsin karşıyım. Kan ve gözyaşıyla insanlığı bir yere götürmenin mümkün olmadığı açıktır.<br />
Türkiye terör denilen belayla yüzyıldır uğraşıyor. Terörün çözümünün demokrasi ve hukuka bağlı olmaktan geçtiği gerçeği bugün en önemli kılavuzumuz olmalıdır. Terörle mücadelede en önemli yöntem hukuktur. Türkiye terör denilen belayı bir başka terör ile bitirmek isteyen maceracıları çok görmüştür. Bunların ateşe benzinle giden akıl fukaralarından bir farkı yoktur. Bu dönemlerde Türkiye çıkar çetelerinin ve mafya gruplarının eline düşmüştür. Bugün karşımızda duran terör illeti ile Türkiye, yeni ve güçlü toplumsal mutabakatlar ve ekonomik çözümlerle mücadele etmelidir. Yoksulluk terör denilen belanın savaş kaynaklarını besleyen en önemli unsurdur. Terör ile mücadelenin en önemli boyutu ekonomik yanı olmalıdır.<br />
Terör kaynağı kurutulabilir<br />
Terörü besleyen insan kaynağını bitirecek en önemli olguların başında Türkiye&#8217;de gelir dağılımında sağlanacak iyileştirmeler geliyor. Yani ekonomi ile terör arasındaki doğrusal bağlantıyı görmezden gelerek, Türkiye bu sorunlarına çözüm aramayı bırakmalıdır. Çünkü bulunamayacağı deneylerle sabittir.<br />
Dün Şişli Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne karşı girişilen canlı bomba saldırısı, özellikle cezaevleri operasyonlarının ardından, Türkiye&#8217;de yeni bir terör dalgasının yaşanacağının habercisi. Burada analiz yaparken kullanılan<br />
aracın insan olduğu gerçeğinin altını çizmem gerekiyor. Yani terör örgütleri artık kendisini bomba haline dönüştürebilen çaresizlikte insanlarla eylemler yapıyor. Bu, yeni bir aşamadır. Türkiye&#8217;de bölücü terör -ki motivasyonları farklıdır- PKK dışında, bu yolla gerçekleştirilen ilk eylem dünkü olay.<br />
Türkiye&#8217;de şimdiye kadar bu tür canlı bomba saldırılarını PKK gerçekleştirdi. Diğer örgütler bunu yapmadı. Dün patlayan bomba bu anlamda önemli.. Bombayla parçalanan kişinin adı Gültekin Koç. DHKP-C örgütü militanı. Eski örgütlerin yeni bir terör yöntemini kullanması asıl tehlikeyi oluşturuyor.<br />
Şişli Emniyeti&#8217;nin ön kapısı güvenlik açısından sıkı kontrol edildiği için, arka kapıdan giren terörist, asansörle dördüncü kata çıkmış. Bu bina daha önce yine DHKP-C tarafından ön cephesinden, E-5 üzerinden<br />
uzun namlulu silahlarla taranmıştı. Şimdi canlı bombaya hedef oluyor. Bir de son dönemde ortaya çıkan cep telefonu kullanılarak gerçekleştirilen bombalı saldırılara dikkkat çekmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde bu tür eylemler yaygın olarak yaşanabilir.<br />
Sefalet, Etiler&#8217;e 15 kilometre<br />
Bunlar işin teknik yanları. Bir de sosyolojik ve ekonomik gerçeklikler var. Bunlar terör açısından en çok dikkat edilmesi gereken noktalar. Bayramın üçüncü günü Türkiye&#8217;nin en güzel semtlerinden biri olan Etiler&#8217;e 15 kilometre uzaktaki bir gecekondu mahallesine kahve ziyaretine gittim. Oradaki insanlarla söyleştim. Yoksulluk ve bunun yarattığı eziklik, çaresizlik inanılmaz boyutlardaydı.<br />
Çamur ve pislik içindeki yollar&#8230; Ev demeye bin şahidin lazım geldiği gecekondular&#8230; Kendi tanımlamalarıyla &#8216;yılkıya bırakılmış eşekler gibi&#8217; umarsız ve çaresiz, olduğu yerde dönen insanlar&#8230; Bayramlaşmıyor, öylece toplanıp, toplanıp dağılıyorlardı. Türkiye&#8217;nin gelir dağılımının en üst dilimini barındıran Etiler ile ondan 15 kilometre uzaklıktaki gecekondu mahallesi arasında sanki yüzlerce yıl vardı. Bu farkı akıl almıyor. Üstelik gecekondunun bu çaresiz insanları Etiler&#8217;deki lüks çarşıların içindekiler konusunda da inanılmaz bilgi sahibiler. Bana uzun uzun Akmerkez&#8217;deki bir çift ayakkabı fiyatının, kendi ellerine geçen altı aylık ücretlerine nasıl denk düştüğünü anlattılar. Orada Televolecilerin de epey kulağını çınlattık.<br />
TÜSİAD bu konulara bakmalı<br />
Yoksulluk ülkelerin gerçeği. Tıpkı zenginlik gibi. Biz özürlü çocuklarını saklayan aileler gibi kendi gerçeğimizle yüzleşmekten kaçıyoruz. Yoksularımızın sayısının büyüklüğü ve yaygınlığı bizi o kadar ürkütüyor ki, onu görmezden gelirsek sorunu da hallederiz sanıyoruz. Ben TÜSİAD&#8217;ın yerinde olsam, en çok bu konularda politikalar üretirdim.<br />
Ankara&#8217;daki siyasilerin elinde istatistikler var. DPT demiyor mu ülkenin gelir uçurumu yüzde 20 ile 80 gibi korkunç bir boyuta ilaştı diye. Yüzde 20 kazanıyor, yüzde 80 çalışıp duruyor ama insanca yaşayamıyor diye. Onları değerlendirip kentlerin etrafını saran bu yoksulluk halkasıyla mücadele programları üretmek yerine, hamaset ve duygularla oynayıp oy zamanları oralara gitmeyi, sonra da<br />
unutmayı maharet sayıyorlar. Benim gördüğüm bu kitleler de zaten siyasetçiden umutlarını yitirmiş, arayışlar içindeler. Siyasetçinin ve siyasi kurumların acil olarak bu kitleleri yeniden kazanması gerekmiyor mu? Onlarla ilgilenme görevini Ankara, irtica, terör ve mafyaya mı havale etti? Örgütler yoksul kitleleri, buralardaki insanların çaresizliğini, ellerindeki bombalarla birleştirip şiddete dönüştürüyorlar. Artık asıl düşmanın yoksulluk olduğu hâlâ görmeyecekler mi?<br />
Türkiye bilime ve sonuçlarına inanıp güvenmeyen bir yapılanma içinde ancak saldırıyla karşılaştığında savunma yapıyor. Tilki kümese girip tavukları boğduktan sonra, ava çıkıyor. Oysa amaç, kümesi korumak olmalı.<br />
Türkiye&#8217;de terör insanları vurduktan, öldürdükten sonra yapılanlar sorunun çözümünde etkili olamıyor. Onun için teröre karşı toplumsal mutabakat yaratmak, terörle mücadelede ekonomik mücadeleyi ön planda tutmak gerekiyor. Bir de terörle mücadelenin sadece polisiye olmadığı gerçeğini Türkiye&#8217;yi yönetenlerin aklına sokmak gerekiyor.<br />
Yılgınlık şiddete dönüşmeden<br />
Sarıgazi&#8217;de o kahvede gördüğüm çaresiz insanların, bayramda yaşadıkları aczi ve yılgınlığı sadece polisiye önlemlerle teröre dönüşmeden durduracağını sananlar aldanırlar. Terör bu toprakların gerçeği. Bugün de yarın da olacak. Ama canlı bomba olan insanlar ortaçağ dönemlerinde Anadolu&#8217;da vardı, bir de şimdi görülüyor. Arada yüzyıllar var. Bu gerçeği iyi tahlil edemeyenler, beylik laflarla yola devam ederlerse kafalarını çarpacakları kayalar çok. Ama insanlarımıza yazık değil mi? Türkiye sadece son 30 yılda yaşadığı terör olaylarında 38 bin 500 insanını ve 250 milyar dolardan fazla reel parasını yitirdi. Arada ortaya çıkan siyasal ve sosyal açmazları, yeni kavgaları bir kenara bırakıyorum.<br />
Hâlâ çözüm için kafasını kayıkçı kavgalarına çalıştıranlar, terörün rantını yemek isteyenler var. Terör ile mücadele ediyoruz diye önce hukuku, sonra insan haklarını, sonra paramızı kemiren devlet içindeki çete artıkları için bugünler bulunmaz&#8230;<br />
Önümüzde duran teröre karşı ne yapılması gerektiği konusunda siyasetçilerin çözümler üretmesi gerekli. Soruna çözüm bulma işini polis, asker veya gizli servislerin üzerine yıkma kolaylığı politikacıların terör karşısındaki sorumluluklarını hafifletmez. Parlamento terörle ilgili olarak sadece yasaklama kanunlarının çıkartıldığı yer olmamalıdır.</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/terore-karsi-ekonomi/">Teröre karşı ekonomi</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/terore-karsi-ekonomi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korktuğum bayram</title>
		<link>http://tuncayozkan.com/korktugum-bayram/</link>
					<comments>http://tuncayozkan.com/korktugum-bayram/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdem Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 09:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Radikal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://tuncayozkan.com/?p=1928</guid>

					<description><![CDATA[<p>28.12.2000 27Aralık 2000&#8230; Bayramın ilk günü. Babamı yitirdiğim gün. Ben ne yapacağımı bilemezken sekiz yaşındaki kızım Nazlıcan, babamın fotoğrafını eline alıp öptü ve &#8216;iyi bayramlar&#8217; diledi Tuncay ÖZKAN Bu bayramın gelmesi kadar beni ürküten pek az şey oldu hayatımda. Bu bayramdan korktum. Neden mi? Arife günü kızımla yattım&#8230; Sekiz yaşında&#8230; Hasta&#8230; Ateşi bir yükseliyor, bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/korktugum-bayram/">Korktuğum bayram</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>28.12.2000</em><br />
27Aralık 2000&#8230; Bayramın ilk günü. Babamı yitirdiğim gün. Ben ne yapacağımı bilemezken sekiz yaşındaki kızım Nazlıcan, babamın fotoğrafını eline alıp öptü ve &#8216;iyi bayramlar&#8217; diledi<br />
Tuncay ÖZKAN<br />
Bu bayramın gelmesi kadar beni ürküten pek az şey oldu hayatımda. Bu bayramdan korktum. Neden mi?<br />
Arife günü kızımla yattım&#8230; Sekiz yaşında&#8230; Hasta&#8230; Ateşi bir yükseliyor, bir düşüyor. Zaman zaman ateşler içinde, anılar onun da peşini bırakmıyor. Hülyalar içinde kalıyor: &#8220;Baba güvercinleri yakala. Bak beyaz sana geliyor&#8221; diyor. Ankara&#8217;da onunla beraber güvercin beslerdik bir kafeste. İkimizin de âşık olduğu bir beyazımız vardı. İnanmak zor geliyor ama, bu kuş bizi gördü mü -tanıklarımız çok- sokakta olsak, çatılardan üstümüze atlardı.<br />
Çocukluğumda kuş beslemeye çok meraklıydım. Babam destekler, annem kızardı.<br />
Bir defasında yumurtasından civcivleri çıkmadan kaçan bir anne güvercinin yerine, koltuğumun altında 24 saat taşımıştım sahipsiz yumurtaları. Annem çıldırıyordu. Mahallenin diğer kadınları ile çocukları bana kahkahalarla gülüyordu.<br />
Babam, annemin yumurtaları sıcak kalmaları için koyduğum koltuk altımdan çıkartıp atmam için beni zorladığı gece, yatağıma gelmişti. Yanıma uzandı. Matbaa işçisiydi. Okumayı ve siyaseti çok severdi. 42 yaşında soluduğu kurşun buharından ve CHP&#8217;nin 12 Eylül&#8217;de yok oluşunun verdiği kahırdan olsa gerek, kansere yenik düştü.<br />
Kahramanımdı. Bana dağlar gibi görünürdü. Kulağıma &#8220;Sakın o yumurtaları atma&#8221; diye fısıldadı. Yumurtalar okulda kızgın bir öğretmenim keşfedip, okul camından fırlatıp atana kadar, bedenimde kaldı.<br />
Kokusunu ne kadar özlemişim<br />
Kızımın yanında uzanırken, babam da geldi yanımıza. Onun da bizimle birlikte olduğuna yemin edebilirim; öyle hissettim. Kokusunu ne kadar özlemişim anlatamam. Ne kadar çok şey birikmiş anlatacak&#8230; Birlikte sabahı zor ettik. Bayram sabahı gözlerimi açtığımda, Nazlıcan ile ben vardım yatakta. Ateşi düşmüştü. Babam gitmişti. Tıpkı ilk gençlik yıllarımda yaptığı gibi&#8230;<br />
27 Aralık 2000. Bayramın ilk günü. Babamı yitirdiğim gün. Ziya Özkan&#8217;ın ölüm yıldönümü. Ne yapmalıyım diye uzun uzun düşündüm. Babamın yasını mı tutacağım, yoksa çocuklarla bayram mı yapacağım? Telefon çaldı. Kız kardeşim. Ağlamaktan konuşamıyor. Kapattık. Ne yapmalıyım?<br />
Yıllar öncesinde bıraktığım o sabaha karşı hastane manzarası geldi aklıma. Ankara&#8217;da, yoğun bakımda bütün yaşam fonksiyonları aletlere bağlı babamın. Ve<br />
elektrikler kesildi. Tıp Fakültesi Hastanesi&#8217;nin yoğun bakım ünitesinin o zamanlar jeneratörü yoktu. Aletler sustu&#8230; Babamla aramda bir metre yoktu. Gözleri gözlerimde, yüzünde bir gülümseme, gidişini gördüm mum ışıklarının altında.<br />
Doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar ve biz uzun uzun ağladık&#8230; Bilmezlikten değildi acımız, çaresizlikten&#8230;<br />
Çocukluğumun bayram sabahlarında en erken babam kalkardı, sonra beni kaldırırdı. Bayram namazı için. Hafta sonları da o kalkardı. Sabah bizlere kendi elleriyle kahvaltı hazırlamak için.<br />
Bu bayramın ilk sabahı en erken ben kalktım. Ne yapacağımı bilemeden&#8230;<br />
Uyuyan kızıma baktım. Bana ölümü anımsatan güne ve anılarıma. Ne yapacaktım? Keşke uyanmamış olsaydım diye düşündüm. Ankara&#8217;da olsam Nazlıcan&#8217;ı alır, mezarına giderdim babamın. İstanbul&#8217;da&#8230;<br />
Sonunda karar verdim. Bayramı bayram gibi anmak için&#8230; Çocuklara haksızlık etmemeli diye düşündüm. Çocuklar babalarının yası konusunda böyle kararlar verebilir, benim gibi&#8230; Ama babalar, hiç görmesinler acılarını, çocukları için asla böyle davranamazlar dedim kendimce. Yüreğim buruk, Nazlıcan&#8217;ın bayram kıyafetlerine baktım.<br />
O giyinip geldi, bütün çocuklar gibi çok güzeldi. Bizimle bayramlaştı. Sonra o çocuk yüreği bana hayatımın sürprizini yaptı.<br />
Çalışma masamın üstündeki babamın fotoğrafına doğru ilerledi. Ayaklarının altına sandalyeyi çekti. Şaşkınlıkla onu izliyordum. Fotoğrafa doğru dudaklarını uzattı. Babamın resmini öptü, iyi bayramlar diledi.<br />
Artık kendimi tutamadım.<br />
Sonra herkesi aradım, her gördüğüme hep aynı şeyi söyledim:<br />
&#8220;İyi bayramlar, iyi bayramlar, iyi bayramlar&#8230;&#8221;</p>
<p>The post <a href="http://tuncayozkan.com/korktugum-bayram/">Korktuğum bayram</a> appeared first on <a href="http://tuncayozkan.com">A.Tuncay Özkan</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://tuncayozkan.com/korktugum-bayram/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
